Roman kabuk bağlamayan yaralar, belki de dinmeyen acılar üzerine kurulmuştur. “Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk,
hiçbir yere gitmiyor.” dizelerinin birer yansıması gibiydi..
Çocukluk gerçekten insanın bütün hayatını etkileyen bir kavramdır. Nasıl bir çocukluk geçirildiği, nelerle karşılaşıldığı, ruh hali, aile, çevre, akraba ilişkileri, kırılganlıklar, güçlü ve zayıf yanlar…. Bir roman okuru hatta bir romancı olarak çocukluğun insan psikolojisine olan etkilerinin izlerini okuyabiliyorum. Nitekim Kaybolan’da da bu var.Modern zamanda, büyük şehirlerde yaşayan insanların, bir bakıma apartman sakinlerinin hikayesi de diyebiliriz. Bu roman yirmi üç farklı bölümden oluşuyor. Ancak Tarık Tufan’ın kendine has üslubu okuyucuda hem merak hissi uyandırıyor hem de romanın beklenenden daha çabuk gitmesini sağlıyor. Bu anlamda başarılı bir eser olduğunu kesinlikle söyleyebilirim. Roman, Tarık Tufan’ın kendine has cümlelerinin sarıp sarmaladığı, bunalımları anlatan ama okuru bunalıma sokmayan, hepimizin hayatında yer edinebilecek çıkmazları, hisleri, duyguları ve kaybolma isteklerini de barındıran bir hikayeler toplamına sahip. Şehirli bir hikaye diyebiliriz.Evet gerçekten bazı acılar var ve bunları unutmak hiç de kolay değil…
Bir de yeri gelmişken, “Unutunca yaralar kapanır mı?”