Filin Öyküsü

Filin Öyküsü
@Nuryazicioglu
~Bir filin güzel olmak için belki de tek eksiği kırmızı bir şapkadır.
Gaziantep
10 Kasım
15 okur puanı
Ağustos 2021 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
10/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2021 9. kitabı
Neval El-Saddavi, nasıl olur da yeni tanıdığım için kendime kızacağım ve adını her duyduğumda saygıyla düğme ilikleyeceğim bir yazar. "Sıfır Noktasındaki Kadın" eserini 2 saatte bitirebilirsiniz ancak bir ömür etkisinden çıkamayacağınızın sözünü verebilirim. Şuan öyle bir boşlukta hissediyorum ve sözde insanların refah adı altında yaşaması için kurulan bu düzene öyle küfürler yağdırıyorum ki en kötüsü de ne biliyor musunuz? 1987 yılında basım hayatına giren bu eserdeki düzen ile 2021 yılındaki düzen arasında hiçbir gelişmenin olmayışı :( Yazar, eserinde Firdevs özelinde, erkek egemen topluma, erkeklerin, feodalizmin, kapitalizmin yarattığı insanlık dışı ortama tüm gerçekliği ve sertliğiyle ayna tutuyor. Firdevs, cinayetten mahkum ve idamla yargılanan bir “fahişe” olarak görülen biri. Yazımda asla Firdevs'i "fahişe" olarak adlandırmayacağım çünkü bu toplumun bir kişiye yakıştırdığı isimleri kabul etmiyorum! Ailesiyle normal bir hayat yaşarken, çocukluğundan itibaren, saygın bir alim ve şeyh olan amcasının taciziyle başlayıp Firdevs’in bir pezevengi öldürmesine kadar geçen sürede Firdevs’in yaşadıklarına bu toplumun bir isim vermesini kabul etmiyorum. Kadınların babası, amcası, sevgilisi, patronu, toplumdaki erkekler, devlet ve bilinçsiz kadınlar tarafından kadına yaşatılan mağduriyetler ve acılar anlatılıyor bu romanda. Umarım bizden sonraki nesillere refah içinde, ikiyüzlülükten uzak ve herhangi bir baskının olmayacağı bir toplum bırakmak ümidiyle... İyi okumalar dilerim.
Sıfır Noktasındaki KadınNevâl El-Seddavi · Metis Yayınları · 202526,4bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·144 syf.··
2021 7. kitabı
·
13 saatte okudu
·
Okunma: 24 Eylül 2021 01:17
Bir ülkenin masallarını okurken o ülkeye gitmeden oranın insanlarını tanımak isterim. Anlatıcılarının onlara sunduğu dünya gerçekliklerine ben de ortak olmak isterim. Bu kitap benim isteklerimi açıkcası karşılamadı; görmek istediğim mitler yoktu, efsanevi şahıslar yoktu, peri masalları yoktu ve Farsların ünlü şairane üslubu yerine kuru, düz bir anlatım tercih edilmiş. NEDEN?? Bu da beni doyurmadı. Çok kısa bir sürede bitirdim ve son cümleyi okuyan ben ile ilk cümleyi okuyan ben arasında bir fark yoktu maalesef :/ Kitapta 'Sabuncunun Oğlu' adlı hikaye ile 'Emin ile Gulyani' başlıklı hikayede karşımıza "gulyabani" miti çıkıyor karşımıza bunun dışında toplam 12 kısa masal olan kitabın 1/4'i fabl tadındaydı. Bunun dışında bizim divan edebiyatımızda ismi sıkça geçen kahramanlık, yiğitlik, yardımseverlik sözcükleriyle birlikte anılan ve padişaha dahi minnet etmeyen Sam’ın torunu, Zal’ın oğlu Rüstem'in 'Rüstem'in Yedi Badiresi' masalı gerçekten iyiydi. ( Necati Bey'in Divanı'nda her ne kadar zavallı ve güçsüz olarak anılsa da :D ) Bunlar dışında kitapta yorum yapacağım pek bir şey yok. Çerezlik, ufak bir kitap ve okuyucuyu yormuyor. Okuyacak olanlara iyi okumalar dilerim :)
1000Kitap
İran MasallarıAnonim · Karakarga Yayınları · 20171,100 okunma
Puan vermedi·80 syf.··
Beğendi
·
2021 5. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 15 Eylül 2021 17:44
Yüce Tanrı Pan; kendi içinde göndermeleri, karmaşık karakterleri, yazar tarafından açıklanmayan ve okurun zihnindeki derin korkuya bırakılan bölümleri ve en sonunda "Fragmanlar" başlığı altında hem yazarın üslubunun hem de kitabın özetini sunan iki-üç sayfalık bölümüyle zihnimi oldukça çalıştıran, keyifli bir eserdi. Öncelikle kitapta, artan merakımı tatmin etmeyen eksiklikten bahsetmek istiyorum. Yazarımız olayı tüm hızı ve heyecanıyla anlatırken birden kesip sözünü kesip her şeyi pat diye yarıda bırakıyor ve hiçbir şey olmamış gibi ya olaya devam ediyor ya da yeni bir şeyler anlatmaya başlıyor. Kitapta bu cevap bulunmayan kesinti ile dört kez karşılaşıyoruz. Bu kesintiler akla iki seçenek getiriyor; ya yazar okurun yaşamındaki korkular ile eserini birleştirmek istedi ya da hayal gücü tam orada tıkandı. Tıkanan yerlere baktığımda her iki cevapta gayet makul geliyor bana :) ... Rachel annesini görür görmez haykırmış: "Ah anne, anne neden Helen'la ormana gitmeme izin verdin?" Bayan M. böylesine garip bir soru karşısında şaşmış ve sorular sormaya başlamış. Rachel ona çılgın bir hikaye anlatmış. Anlattığına göre- ( syf:22 ) ... "Evet, bir gece ortadan kayboldu. Nereye gittiğini bilmiyorum ama onu bir kez daha görürsem ölürüm. Hikayemin geri kalanı ilginç değil; menfur sefalet, o kadar. Abarttığımı ve seni etkilemeye çalıştığımı düşünüyor olabilirsin, Villiers ama sana yarısını bile anlatmadım. Seni ikna edecek bazı şeyler anlatabilirim ama bir daha mutlu gün yüzü göremezsin. Hayatını benim gibi lanetli biri olarak geçirirsin, cehennemi görmüş biri olarak." ( syf:28 ) ... Austin el yazmasını aldı ama okumadı. Düzenli sayfaları rastgele açarken gözü bir sözcüğe ve devamındaki cümleye takıldı; midesi allak bullak oldu ve beyaz dudaklarına şakaklarından soğuk ter
Edebiyat
Yüce Tanrı PanArthur Machen · İthaki Yayınları · 20181,651 okunma
KÜLTÜR İLE İNSAN ZİHNİ ARASINDAKİ KÖPRÜ
Puan vermedi·208 syf.··
Beğendi
·
2021 3. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 02 Eylül 2021 13:37
Kitabı okurken kendinizi fantastik bir dünyada bulacaksınız. Penis hırsızları, binlerce yıl yaşayan tilkiler, cinayet işleyecek kadar azgınlaşıp sonradan her şeyi unutanlar, çevrelerindeki kişilerin sözlerini sürekli tekrarlayanlar, vs. tüm bunlar gerçek dışı geliyor kulağa ancak başına gelen insanlar için korkunç bir biçimde gerçek. Kültür, birçok insan davranışının, hislerinin üzerinde etkili bir kavram. Ancak bazı yerlere bu sendromlar görülürken bazı yerlerde isimleri bile duyulmamış. Yaşadığımız yerin insan aklını kaybetmesiyle bir ilişkisi var mı? Her kültürün bireyleri kendilerine has mı deliriyor? Ya da delirmiyor mu? Zaten bu "KÜLTÜR" dediğimiz şey nedir ki? İnsanlar ona ne kadar bağlı? İnsan zihni ile kültür arasında bir ilişki varsa ve kültür dediğimiz şey insanı delirttiği gibi akıllandırıyor ki insan zihni de kültüre bambaşka şekiller vererek canlandırıyor. Bu iki kavram kendi arasında bir paradoksta. Peki insanlar bu iki kavramdan herhangi birini kontrol etmek istese öncelikle hangi katmandan başlamalı? İlkel dönemlerde insanlarında görülen batıl davranışlar bilimin yükselmesi, deneyselcilik ve makineleşme bu tarz davranış ve düşünceleri azaltmıştır. Demek ki zihnin pozitif bilimlere yönelimi ile kültüründe zihin üzerindeki olumsuz etkisinin azaldığını söyleyebiliriz. Ancak insan zihninin açıklayamadığı durumları nasıl anlamlandırmalıyız? Yine paradoks... Kültür dediğimiz şeyi tartışabiliriz ama asla eleştiremiyoruz ve hiçbirimizde kültürün ne olduğunu tam bilmememize rağmen ona saygı duymaktan vazgeçemiyoruz. Tek bildiğimiz bizleri farklı kıldığı. Kitabı okuyacaklara iyi okumalar dilerim :D
İnsan ve Toplum
Deliliğin CoğrafyasıFrank Bures · Paris Yayınları · 201717 okunma
AÇLIK KAVRAMINA TARİHSEL BAKIŞ
Puan vermedi·76 syf.··
Beğendi
·
2021 2. kitabı
Bu eseri okuduğumuzda daha ilk cümleden insanın bilinçaltına işlemiş olan 'Açlık' kavramını fizikselliğin aksine zihnimizde hissediyoruz. Kısacık bir eser, bol illüstrasyonlu ve az yazılı. Eserin konusundan bahsetmeyeceğim okuması15 dk bile sürmeyen bu eserin bize anlatmak istediklerine değineceğim. İnsanlığın en temel itici dürtüsü, açlık üzerine okuma süresinin aksine uzunca düşündürüyor. Açlık; durdurulamaz, ortadan kaldırılamaz ancak doyurulunca giderilir. Peki açlık insanın bilinçaltına nasıl yerleşti? Tarih öncesi çağlarda ilk insanlar açlıklarını gidermek için ilkel çevre koşullarında soğuk, kuraklık, seller, yangınlar, susuzluk gibi engeller ile mücadele etmişler. Tüm bunlar acı birer tecrübe olarak torunlarının torunlarına DNA'lar aracılığıyla miras kalmıştır. Yani bizlere... Açlık kavramı beraberinde tokluk kavramını da getiriyor. İşte bu negatif korelasyon bizi paradoksa hapsediyor. Gelin bu paradoksun katmanlarını birlikte inceleyelim :) Öncelikle besinin olduğu yerde tokluk, tokluğun olduğu yerde açlık vardır. Bu en basit denklem. Ancak açlık kimi zaman insan iradesiyle kimi zamansa irade dışı maruz kalınan bir durumdur. İrade dışı açlığa örnek verecek olursak; "Minnesota Açlık Deneyi" Minnesota Deneyi: 2. Dünya Savaşı dünyanın seyrini birçok açıdan değiştirmiştir. Bu savaş sadece toprak için çekilen acılara değil acı izler bırakan deneylere de tanıklık etmiştir. Bu deneylerden biri olan Minnesota'nın amacı açlıkla kıvranan Avrupa'nın nasıl tedavi edileceği? Bilim insanları ise bunun tek yolunun sağlıklı kişiler üzerinde açlık deneyi uygulamak olduğunu düşündü. Yetersiz besin takviyesi ve sürekli iştah kabartan besinlerle karşı karşıya kalma durumu deneklere fiziksel ve psikolojik olarak zarar verdi. Bu kişilerin kendilerini
İnsan ve Toplum
Fırın SaldırısıHaruki Murakami · Doğan Kitap · 20171,449 okunma