Çalışmanın baş araştırmacısı Nicole Speer’e göre, bir hikâye okuduğumuz zaman onunla öyle bir etkileşime geçiyoruz ki, içinde karşılaştığımız her durumu zihinsel olarak taklit ediyoruz. Ardından beyinlerimizi bu yeni karşılaşılan durumları kendi hayatlarımızdaki bilgi ve deneyimle iç içe geçiriyor ve zihinsel bir sentez yaratıyor.
Kitap okumak, beyinlerimizin kadim korteks yatağına yeni nöral yollar kazıyor. Dünyayı görüş şeklimizi değiştiriyor. Nicholas Carr’ın son dönemdeki “Okurların Hayalleri” adlı denemesinde dile getirdiği gibi, “başkalarının iç yaşamlarına daha duyarlı yapıyor.”
Isırılmadan vampir oluyoruz. Bir başka deyişle, daha empatik. Kitapların yaptığı şeyi internetin sunduğu sanal dünya yapamıyor.
Hukuk da sütten çıkmış ak kaşık sayılmaz. Salt Lake City’de, 14 yaşındaki Elizabeth Smart’ın kaçırılması davasında, Elizabeth’i dokuz ay boyunca alıkoyup tecavüz eden evsiz sokak vaizi ve rivayeti kendinden menkul peygamber Brian David Mitchell’i temsil eden avukat, jürinin müşterisine iyi davranması gerektiğini söyledi, çünkü ona göre “Bayan Smart bunun üstesinden geldi. Sağ kurtuldu. Bu işten zaferle çıktı.”
Mahkemeler bu tarz gazel okumalara taviz vermeye başladığında, oyunun sonunun nereye varacağı belli olmaz.
“Psikopat hızlı değişimin sonuçlarıyla başa çıkmakta hiç zorlanmaz. Hatta böyle ortamlarda iyice şahlanır. Organizasyonda meydana gelen kaos, heyecan peşinde olanlara iyi gelir. Ayrıca yine psikopatlara özgü manipülasyon ve kötüye kullanıcı davranışlar için de gerekli bahaneyi sağlar.”
“Kara Üçlü” adıyla bilinen üç kişilik özelliğin baskın olması durumunda, kişinin belirli toplumsal alanlarda gayet iyi işler çıkarabileceğini gösterdiler. Bunlar narsistlerin starosferik özgüveni; psikopatların korkusuzluğu, acımasızlığı, dürtüselliği ve heyecan peşindeliği ve Makyavelistlerin kandırmacılığı ve istismarcılığıydı. Dahası, bu özelliklere sahip kişiler diğerlerine göre ortalama daha çok cinsel partnere sahip oluyor, ilişkileri kısa oluyor ve kısa dönemli, geçici ilişkilere daha meyilli oluyorlardı. Jonason’ın iddiasına göre, Kara Üçlü karşı cinsle olan ilişkilerinde engel oluşturmak şöyle dursun, kadınlara çekici geliyordu. Dolayısıyla genlerin aktarımı yolunda yüksek bir potaniyele sahip olmaları sayesinde, bu üçlü, başarılı bir üreme stratejisi teşkil edebiliyordu.