İçimde garip bir eziklik, bir çekip gitme duygusu. Bize son kalan şeyi de, yaşama sevincimizi de elimizden aldılar. Bizi yaşamaktan soğuttular. Bizi her şeyden soğuttular.
Tam aydın olmak ya da başka bir deyişle yetkin bilince ulaşmış olmak azgelişmiş ülke koşullarında çok da önemli olmadığı gibi birçok durumda sakıncalıdır.
Okur, yazarın anlattıklarıyla yetinmemeye, yazarın verdiği anlamların ötesine geçip kendi verdiği anlamlarla okumaya, metni kendi zihninde zenginleştirmeye başlamıştır, okumanın yığınsallaşması bundan sonra olur. Edilgin bir öğrenci değil, etkin bir katılımcıdır okur ve böylece onun bir kitaptan öbürüne atlamak için artık sağlam nedenleri vardır.
Ben 1970'lerin sonuna dek günlük hayat içinde para diye bir kavramla ilgilendiğimizi hatırlamıyorum, para yoktu, tüketim diye bir şey yoktu. Sokağa çıkarken bile cebimizde para olup olmadığını düşünmezdik. Düşünsek de ne kadar paramız olabilirdi ki, öğle yemeği yiyebilecek kadar, iki buçuk liraya menemen ya da kuru fasulye, yalnızca üç öğün yemek yenir, o da tıka basa değil, abur cubur alışkanlığı yoktu. İlk gençlik yıllarımızın fotoğraflarına bakıyorum, Fen Lisesi'nde yatakhanedeki fotoğraflarımıza, şişman denebilecek bir kişi yok.