Nitekim insanlığın ilk zamanlarından beri, iyiyle kötüyü ayıran şey; kendi menfaatlerinin aleyhine hareket edip edememeleri olmuştur.
Belki burada yaşadıklarımızı kimse bilmeyecek, burada gördüklerimiz ise beynimizle birlikte toprakta çürüyüp gidecektir. Ancak mesele bu değildir. Mesele, bizlerin sinelerindeki o tanrısal adalet duyusuna kulak verip vermememizdir.
Bizlere kitaplarda Homo sapiens, 'akıl eden insan' dediler. Oysa, dünyaya daha fazla Homo rectus, 'hakkaniyetli insan' gerekmekteydi.
Nitekim tarihte büyük değişiklikler yapan hiçbir devrimci; salt akli hesap yapmamış, sonunda kurtulacağını, alkışlanacağını ya da ödüllendirileceğini hesap ederek yola çıkmamıştır.
Bizler, bu gece; susuz kalan dillerimiz, ritmi bozulan nabızlarımız ve yüreklerimize gömdüğümüz hayallerimizle, göze aldıklarımızı yaşıyoruz.
Ancak bir hakkımız daha olsaydı, aynısını yapardık. Bir hakkımız daha olsaydı, teknemizin burnunu tekrar Vila'ya çevirir ve o çocukları okyanusa gönderirdik.
Bir hakkımız daha olsaydı, tekrar başkaldırır, bu insanları zincirlerden tekrar kurtarırdık. Sonunda bazıları bizim aleyhimize çalışacak olsa bile...
Göklere, yıldızlara ve yerin dibine çıplak şekilde ulaşamayacak kadar âciz, ancak onları akıl edip kavrayabilecek kadar yüce insanlar olarak yine endişelerinizi bırakır, birleşir, güçlenir, kendi yasalarimizin bize buyurdugunu yapardık. Çünkü özgürlük budur. Kendi derini yenileme, kendi alışkanlıklarını aşma, kendi korkularını yıkma ve zorbalarin bizden asla beklemediği şeyleri yapabilme becerisi.