📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bir şeyler
yaşamışlardı, o kadar. Belki de yaşantılarıyla haklı çıkmağa çalışıyorlardı, yaşantı
kırıntılarıyla. Ben Paris'te..." diyordu Refik Bey.
Bu Paris'in, bildiğimiz Paris'le bir ilgisi yoktu.
Refik Bey Parisiydi bu. Yani adamlar çok
ilerlemişlerdi. Evet, şarap içmişlerdi tabii: Refik
Bey ısmarlamıştı. Başımı sallıyordum. Çok
haklısınız hocam. Sonra metroda çok temiz bir
işçi vardı: temiz giyinmişti, temiz bakışlıydı,
temiz kucağında temiz bir işçi yemek çantası
vardı. Herhalde metro bileti de temizdi.
Anlayarak hak veriyordum: Bu temizlik meselesi
ülkemiz için, insanlarımız için çok önemliydi.
Hele bir de Refik Bey gibi biraz temiz oldunuz
mu, Batı demek temizlik demekti. "Adamlar..."
diye başlayan birçok söz ediyordu Refik Bey bundan sonra. Gerçi müzeler de temizdi, ama Refik Bey gidememişti. Tabii sohbetlerimizde -
ben genellikle susuyordum- resim meselesi açılmıyordu. Van Gogh'dan söz edilmiyordu. Ben de Van Gogh'un temizliğini ileri sürebileceğimi sanmıyordum. Resimlerini görmüştüm, kaldığı odaların sefaletini görmüştüm, her ne kadar kullandığı renklerden
çarşafların kirliliği belli olmuyorsa da... Hayır. Van Gogh'un temizliğini savunamazdım. İyi ki
müzelere gitmemişlerdi ve benim Van Gogh'u
tanıdığımı bilmiyorlardı.