Çocuklar kusura bakarlar. Kuşlar gibi. Hani taş atmıştım bir kere küsüp kaçmıştı...
Ben şimdi kaçamıyorum İnci.
Ama büyüyünce kaçarım belki.
Hani o mavi uçurtmayı gibi...
Bir öğretmenin elindeki en büyük mucize, akıllı tahtalar veya kalın kitaplar değil, bir çocuğun saçını okşarken ya da başarısını kutlarken gözlerinde beliren o samimi ışıktır. O ışık sönmediği sürece, gelecek hep aydınlık kalacaktır.
Şu insanoğlu tuhaf. Aile, evlat, arkadaşlar, ne bileyim kalabalık içindeyken "Gitseler de rahat etsem" dersiniz; sonra böyle birbaşına kalınca "Neredeler acaba" diye aranmaya başlarsınız.
İnsan yanındakilerin sesini bir gürültü gibi duyup sessizliği arzularken, aslında o gürültünün kendi hayat enerjisi olduğunu ancak o sesler kesilince anlıyor.
Gönülle barışık olmayan bir hayat, pilleri bitmiş bir fenerle karanlıkta yol almaya çalışmaktır. Yol vardır ama yön yoktur; nefes vardır ama heves yoktur.