Tutku söz konusu olunca bellek zamanı askıya almaya eğilimlidir. Bir geçmişe ait bütün hazları tek bir imgede derleriz; her akşam izlediğim sayısız günbatımı bellekte tek bir günbatımına indirgenir. Öngörü söz konusu olduğunda da aynısı geçerlidir; Birbiriyle hiç bağdaşmayan umutlar hiç patırtı olmaksızın bir arada bulunabilir. Başka bir deyişle arzunun tarzı sonsuzluktur.
(...) hastanın, değişerek iyileşmenin şahsiyetinden çok büyük fedakârlık anlamına geldiğini gördüğü yerde, doktor değiştirmekten, diğer bir deyişle iyileştirme isteğinden vazgeçmelidir. Ya tedaviyi reddetmeli, ya diyalektik usule razı gelmelidir.
Savaşın patlak vermesi nasıl saplantı nevrozlarını iyileştirdi ve mucizevi mekânlar öteden beri nevroz bozukluklarını ortadan kaldırdıysa, irili ufaklı halk hareketleri de ferdin üzerinde iyileştirici etkide bulunurlar.
Kesin bir hastalığım ya da hastalık belirtim yoktu. Ancak beni hayatta tutmaya devam eden durumların ayarlanması sorumluluğunun ağırlığını omuzlarımda her gün daha da şiddetli halde hisseder olmuştum.
(...) ona yüklediğim anlamın onun ölümüyle birlikte yok olduğunu düşünürken, aksine başka bir gerçeklikle yeniden doğmuştu. Gerçek anlamından ziyade hafızamın tuttuklarına inanır olmuştum. Eğer şimdi bu anılarıma inanmayı bırakırsam, yaşamın kendisinin de otomatik olarak çökeceğine inanıyordum.