Nasıl insanı sevmeyen, insana saygısı olmayan kişinin ulus severliği sözden öteye geçemezdi. Hatta milliyetçiyim diye milleti soyar, halkı uyutur, karanlıkta bırakırdı. Gerçek yurt sevgisinin de bir ağacı, otu çiçeği, tarlayı toprağı sevmekten başlayacağını sezinliyordum.
Fakat kültür nedir? Kültürlü insan kimdir? Eli kolu işlememiş, anlayış ve görüş açısından yaşamı güzelleştirmeye çevrilmemiş, bütün bildikleri ezber halinde kafasının içinde kalmış insan kültürlü insan mıdır?
Mırın kırın konuşmak bile yasaktı artık. Canlı konuşacaksın arkadaş, canlı! Haklıysan hatta bağıracaksın. Boyun eğen insan, yalvaran miskin insan bu çağın adamı değildir. Hakkını tırnaklarınla koparıp alacaksın. Kimseden korkmak çekinmek yok. Biz yüzyıllardır kula kul olmuş bir milletiz. Bundan kurtulacağız, bu kabuğu kıracağız artık. İnsanlar eşittir. Kimse kimseden daha üstün değildir. Bunu kafalarımızın ortasına yerleştireceğiz. Konuşmalarımız, davranışlarımız, çalışmalarımız ona göre biçimlenecek! Kendimize güveneceğiz ve kendisine güvenilir insan olacağız!
Köy enstitülü kızlar için söylenenler, onlara edilen iftiralar, halk oyunda belki en yıkıcı, en etkili propaganda oldu. Kızla erkeğin aynı okulda okuması, aynı elbiseyi giymesi, yan yana çalışması, birlikte yeyip içmesi, elele tutuşup halay çekmesi, kafası hep kötüye çalışan softayı çıldırttı. Hayalinde olmadık sahneler kurdurttu ve halka zehir saçtırdı.