şöyle diyor Hâşim: "Şimdi heyhat, eski saat'le beraber akşam da, fecir de bitti. Birçoklarımız için fecir, artık gecedir ve birçoklarımızı güneş, yeni ve acayip bir uykunun ateşlerinden, eller kilitli, ağız çarpılmış, bacaklar bozuk çarşafa dolanmış, kıvranırken buluyor. Artık geç uyanıyoruz. Çünkü hayatımıza sokulan yeni ve fena günün eşiğinde çömelmiş, kin, arzu, hırs ve haset sürülerinin bizi ateş saçan gözlerle beklediğini biliyoruz. Artık fecri yalnız kümeslerimizdeki dargın ve mağrur horozlara bıraktık. Şimdi Müslüman evindeki saat, başka bir âlemin vakitlerini gösterir gibi, bizim için gece olan saatleri gündüz ve gündüz olan saatleri gece renginde gösteriyor. Çölde yolunu şaşıranlar gibi biz şimdi zaman içinde kaybolmuş kimseleriz."
Geçenlerde Amerikan Psikiyatri Cemiyeti, "selfitis" diye yeni bir hastalık tanımladı. Psikiyatri bilimi, günde altı tane selfie çekip sosyal medyaya koyanların hasta olduklarını söylüyor. Her yerde telefonu kendine çevirip kendi resmini çekip paylaşan insanlar görüyoruz. İnsanlar kendi benliğini seyretmeye ihtiyaç duyuyorlar. Her yerde kendimizi görmek, seyretmek istiyoruz. Bununla da kalmayıp başkaları da bizi seyredip beğensin istiyoruz. Neticesi oldukça vahim; derinlik kendini sığlığa terk ederken mana da yerini surete bırakıyor.
Güzellik zeval bulmakla kaim. Güneşin batacağını biliyoruz, ondan güzel. Ömür de öyle. Doğarken de, batarken de güzel. Yeter ki bunun sadece bu dünya hayatıyla sınırlı olmadığını bilelim.