Kitap ilk sayfalarda okuyucuda büyük bir merak algısı yaratıyor. Çünkü konuya direkt giriş yapılıyor. Fakat bir kaç sayfadan sonra o merak ve heyecan dalgası azalıyor yerini tarihin unutulmuş sayfaları alıyor.
Savaşlar. Suikastler, Atatürk'ün dış ülkelere karşı meydan okuyan onurlu ve de kararlı duruşları kitabı okumayı daha da cazip hale getiriyor.
Sonlarına doğru kitap adını yavaş yavaş belli etmeye başlasa da o dönemdeki Türkiye gündeminin ana konusu olan siyaset karmaşasına sayfa aralarında rastlamak mümkün.
Herbiri devlet arşivlerinden toplanmış adlı adınca paşa isimleri ile dolu bir dolu özel devlet mektupları, savaş notları ve devletler arası konuşmalar var kitapta.
Mustafa Kemal Atatürk'e ait özel hayatıyla ilgili bilgilere yine bu kitapta rastlamak mümkün.
Gerek Türkiye'deki gerekse dış ülkelerce planlanmış bir sonun günbegün yaklaşmasını içiniz kıyılarak okuyorsunuz.
Ve insan ara sayfalarda şu sorunun cevabını maalesef burnunun direği sızlayarak soruyor.
Neden?
Tüm dünyada aklın, çalışkanlığın, saygının ve gücün sembolü olmuş bir devlet adamını neden öldürmek istediler. Daha da vahimi.
Atatürk'ün "dostlarım" dediği silah arkadaşları aslında onun hayatını sona erdiren kurşunlarmış.
Ve evet Atatürk'ün Katilleri diye bir gerçek var bu kitapta.
DİKKAT BU YORUM AŞIRI BEĞENİ İÇERİR. :)
KİTABA BAYILDIM. Samimiyetle söylüyorum ki bu kadar beğeneceğimi hiç düşünmüyordum. Hem ilk kitabı okumaya başlarken hem de ikinci kitapta beklentimi minimum düzeyde tutmaya çalışmıştım çünkü Fransız edebiyatı ile aram pek iyi değildi. Üstelik okul dolayısıyla yoğun bir dönemde olduğumdan ilk kitaba başlamak konusunda çekincelerim vardı(bir an önce okumak içinde büyük bir hevesim vardı fakat dersler bir anda yoğunlaştı) ve okuma hızım da buna paralel olarak yavaşlamıştı. Fakat kitap o kadar akıcı o kadar merakla okuttu ki kendini, sadece bugün 400 sayfa civarı okudum ve bir bakmışım kitap bitmiş. Biraz olsun okumayı seven, klasiklerle ilgisi olan herkesin bir an önce okumasını öneriyorum. O kadar güzel işlenmiş, ilmek ilmek örülmüş bir kitaptı ki, buraya ne kadar anlatsam da hissettiğim duyguları layıkıyla anlatamam. Çok çok beğendim ve çok etkilendim. İleride ömrüm oldukça tekrar tekrar okuyacağım ve herkese hiç tereddütsüz önereceğim bir kitaptı. Şimdilik hoşçakal Dantes.
Geçen senelerde kitaba ilk başladığımda ilerleyememiş bırakmış, elbet okuma zamanım gelir diye düşünmüştüm. Geçenlerde elime alıp alıp bıraktım okumayıa cesaret edemedim (başka okuyucuların bıraktım okuyamadım çok sıkıcıydı tarzında yorumlarına maruz kalmış ön yargı engeline takılmıştım) neyse ki iki gün önce kitabı elime aldığımda devami geldi ilk başladığımda okudugum sayfaları tekrar okumama luzum yoktu Nazan Bekiroğlu o mekanları o şahısları tasvirleriyle zihnime nakış nakış işleyişine hayran kaldım. Kitabi elimden bıraktığımda nerdeyse üçte biri bitmişti bu sabah saat altı gibi elime aldım kuşluk vaktinde kitabı bitirmiştim son kısımlar hariç su gibi akıp gitti. Sanki Mücellâyla beraber bede ömür tükettim. Yıkılmışlık, ümit kırıklığı değilde hayatı kabulleniş dinginliği düşündürüyor insani kabullenmekten başka çaresi varmıydı ne yapabilirdi veya yapmalımıydı?Yazar Yusuf ziya dışında neredeyse hep kadın karekteleri tek tek işlemiş ayrıca genç Cumhuriyetimizin acı tatlı dönemleri kitap boyunca karekterlerimizle beraber akıp gidiyor ara sıra karekterlerin hayatından geri çekilip şöyle dönüp maziye bakıveriyorsunuz...