Kitaptaki anlatım aslında herkesin kör olması değil. körlükten kaynaklanan bencilliiğin tasdiklenmesi, desteklemesi ve uygulanmasıdır.
Tüm körler bulaşıcılık riskine karşı eski akıl hastanesinde insanlık dışı bir karantinaya alınıyorlar.
Tabi onlar nerde olduklarını bilmiyorlar.
Bir kişi hariç
İnsanlardaki duyarsızlık gittikçe köreliyor.
Sürü bağışıklığına dönüşen bir vurdumduymazlık akımı başladı.
Ve kimse kimsenin bıraktığı pisliği görmüyor.
Böylece pislik günbegün büyüyor. Nasılsa herkes kör diye düşünen bencil körler kadar gözleri görenlerde aynı suçun ortağıdır.
Kitapta bana göre en önemli ayrıntı ya da diğer kitaplardan ayıran fark şu oldu.
Çok enteresanki yazar kitapta hiç kişi adı kullanmamış. Kitap baştan sona kimliksiz. İnsan ismi yok sadece sıfatlar var.
Ve bilinir ki, sıfat olan sözcükler isimlerin önüne gelmektedir. İsimlerin durumunu, rengini, şeklini, boyutunu ve sayısını belirtir.
Trafikteki ilk kör adam.
Kör adamın karısı
Hırsız.
İlk kör olan Polis.
Siyah gözlüklü genç kız.
Şaşı çocuk.
Oteldeki kız
Gözü siyah bantlı yaşlı adam gibi.
Bu da bana şunu düşürdürdü.
Bu hayatta başımıza ne gelirse gelsin hastalıklar felaketler savaşlar vs...
Kimse statüsüne göre muamele görmemeli.İsimlerimizden önce önemli olan sıfatlarımızdır yani İnsan olmamızdır.
Kitap 14 hikayeden oluşmakta.
Aziz Nesin'in herbiri birbirinden güzel hikayelerden oluşan kitabında en çok ilgi gören ve hiciv dolu hikayesi hiç şüphesiz
"Yeşil renkli namus gazı" hikayesidir.
Ve şu zamanda daha iyi anlıyoruz ki,
Aziz Nesin bu günleri aslında seneler önce düşünmüştü ki bu hikayeyi yazdı.
Hikayede en dikkat çekici karakter ise
Tabalahura adlı karakterdir.
Aynı zamanda kitap, kısa hikayelerden oluşsa da, okuyucuya uzun soluklu keyif alacağının garantisinide veriyor
Kitap ilk sayfalarda okuyucuda büyük bir merak algısı yaratıyor. Çünkü konuya direkt giriş yapılıyor. Fakat bir kaç sayfadan sonra o merak ve heyecan dalgası azalıyor yerini tarihin unutulmuş sayfaları alıyor.
Savaşlar. Suikastler, Atatürk'ün dış ülkelere karşı meydan okuyan onurlu ve de kararlı duruşları kitabı okumayı daha da cazip hale getiriyor.
Sonlarına doğru kitap adını yavaş yavaş belli etmeye başlasa da o dönemdeki Türkiye gündeminin ana konusu olan siyaset karmaşasına sayfa aralarında rastlamak mümkün.
Herbiri devlet arşivlerinden toplanmış adlı adınca paşa isimleri ile dolu bir dolu özel devlet mektupları, savaş notları ve devletler arası konuşmalar var kitapta.
Mustafa Kemal Atatürk'e ait özel hayatıyla ilgili bilgilere yine bu kitapta rastlamak mümkün.
Gerek Türkiye'deki gerekse dış ülkelerce planlanmış bir sonun günbegün yaklaşmasını içiniz kıyılarak okuyorsunuz.
Ve insan ara sayfalarda şu sorunun cevabını maalesef burnunun direği sızlayarak soruyor.
Neden?
Tüm dünyada aklın, çalışkanlığın, saygının ve gücün sembolü olmuş bir devlet adamını neden öldürmek istediler. Daha da vahimi.
Atatürk'ün "dostlarım" dediği silah arkadaşları aslında onun hayatını sona erdiren kurşunlarmış.
Ve evet Atatürk'ün Katilleri diye bir gerçek var bu kitapta.
Murathan Mungan'ın kelimelerini kadın kimliğine büründürdüğü her cümlesini uslubundaki titizlikle bezediği muazzam kitabıdır.
Kitapta, kadınların kadın düşmanlığını anlatan enfes kelimelere rastlamanız kitaba olan merakınızı bağımlı hale getirmekte.
Bekar ve başarılı bir iş kadını olan Nermin'in hayatı boyunca karşılaştığı zorlukları, aşklarını, dost sandığı ve yıllar sonra aslında gizli düşmanı olduğunu öğrendiği arkadaşıyla yüzleşme anları okunmaya değer kılıyor kitabı.
Kitapta tek sinir bozucu olan karakter ise "alt tarafı çocuk, üst tarafı kadın olmuş Tuğde'dir.
(fazlaca bilmiş ve erken yaşta neredeyse tüm kadınların toplamı olmuş kadar bilgili, kurnaz ve egolu bir çocuk olmasından dolayı yazar Tuğde karakterinin tanımlamasında nokta atışı sağlamıştır.
Tüm bunların yanında kitap ilk sayfadan son sayfaya kadar müthiş bir akıcılıkla, ilerliyor.
Hatta o kadar bağlanıyorsunuz ki kitaba, Son üç sayfa kala kitabın ikinci cildi var mıdır acaba diye düşüyorsunuz.
Yüksek TopuklarMurathan Mungan · Metis Yayınları · 20023,646 okunma
Ne yalan söyleyeyim kitap başta tsunami etkisiyle sizi sararken yani olayların içine öyle bir çekiliyorsunuz ki Seren ile birlikte sizde ölü bulunan Melike'nin katilinin peşine düşüyorsunuz.
Fakat 200.sayfadan sonra konu nasıl olduysa doğa üstü güçlere evriliyor. Hipnozlar batıl inanışlar derken kitap başındaki tsunami etkisi birden geçiveriyor. ve dingin bir moda giriyorsunuz.
kitap sonuna doğru ise kitabı konuya olan meraktan değil de, buraya kadar gelmişim bitireyim bari diye okuyorsunuz.
Ayrıca Melike karakteri kitaba konuk oyuncu olarak katılmış gibiydi.akibeti hakkında kitapta herhangi bir açıklama yapılmamış.
ŞarlatanLüset Kohen Fins · Gate Yayınları · 2016273 okunma