Aydın Kahraman

Aydın Kahraman
Paranın akıllara durgunluk verici kudreti kafama ilk olarak işte o zaman dank etti. Trabb'ın çırağını, söz gelişi, çöküp yüzü yere gelmiş durumda gördüğüm zaman...
Reklam
Etrafımızı kuşatarak bizi ölümün uzak hakikatinden habersiz yaşatan sesler, ışıklar, hareketler ve renkler içinde bütün manası ile kuvvetli bir hayat anında, sevdiğimiz birinin ölüm haberi sesimizi derhal nasıl keser, çenemizi nasıl kitler, yanı başımızdaki ışıkları nasıl söndürür ve bizi nasıl hareketsiz bırakır. Bu biraz ölmektir. Neden sonra kendimize gelir, ölene ait hatıralarımızı yad ederiz. Bu şuursuzluğumuz ölüye beslediğimiz muhabbet derecesinde sürer.
Ölüm bir eve girince sağ kalanları da biraz öldürüyor. Kimse konuşmaz, hızlı yürümez, bardak masanın üstüne yavaşca konur, nefes alırken bile ses çıkarmamaya çalışılır. Sağların ölüye benzer bu davranışları insanlarda bir müsavi olmak ihtirası bulunduğunu gösterir. Bir nevi adalet.
Biz mahkumuz: Sevişmeye ve birbirimizi yemeye... Tarih bunun hikayesidir. İki insan, hele kadın ve erkek, birbirinin ebedi dostu ve düşmanıdır. Daima sevişecek ve didişeceklerdir. Aşk, erkekle kadın arasındaki harpte, iki tarafın yorgunluğundan gelen ve yine kavgayla biten muvakkat bir mütarekeden başka bir şey değildir.
Yalanın bazen iyilik olsun diye kullanıldığını biliyorum. Ben yalandan iyilik gelebileceğine inanmam. Doğrunun keskin acısı geçebilir ama yalanın insanı ağır ağır kemiren ıstırabı hiçbir zaman yok olmaz. Hee zaman kanayan bir yaradır.
Reklam