Okurseven

10/10
·116 syf.··
Beğendi
·
2020 31. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Temmuz 2020 22:22
Kitap Yaşar Kemal'in 1960-1993 arasında yazmış olduğu bazı yazıları kapsıyor. Her bir yazısı birbirinden etkileyici. Ruhu ile yazmış adeta; yer yer isyankar, yer yer arafta umut ve umutsuzluk arasında fakat yine de umut ekiyor gerçekçiliği ile. Doğa sevgisinin, insan sevgisinin, kültürün, folklorün önemini vurgulamış her satırda. Kitaba ismini veren Sevmek, Sevinmek ve İyi Şeyler Üstüne adlı yazısı ise beni en etkileyen yazılardan, o kadar fazla satır çizmişim ki uzun uzun yazmak istemediğim için alıntı paylaşmadım, fakat yüreği sevgi ve güzellikle ile dolup taşan herkeste aynı hisleri uyandıracağına eminim. "Düşünmeyenlerdir ki, düşünmeye düşmandırlar, bütün felaket de burada başlıyor." dediği Her İşin Başı adlı yazısı da herkes okusa, özümsese diye düşünmekten kendimi alamadığım yazılardan. Köy Enstitüleri çıkışlı Fakir Baykurt üzerinden öğretmenler üzerine yazdığı yazı da. Destanların, masalların, kültürün önemini vurguladığı yazılar da, hepsini büyük bir keyifle okudum. Umarım sizlerin de okuma şansı olur. Hepinize keyifli okumalar. Sevgi, kitap ve sağlıkla kalın.
Edebiyat
Sevmek, Sevinmek, İyi Şeyler ÜstüneYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 20183,740 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Candide
8/10
·170 syf.··
Beğendi
·
2020 26. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2020 17:44
Candide Voltaire'in ele aldığı, yaşadığımız dünyanın mümkün olanların en iyisi olduğu görüşünü(Leibniz'e ait) hicveden, gereksiz uzatmalardan arınmış, kendine has bir dili olan ve olay örgüsü hızlı bir şekilde ilerleyen bir roman. "Candide" iyiyi, temizi, güzeli ifade eden bir sıfat aslında kelime olarak ve karakterimiz Candide'in doğup yaşadığı şatoda aldığı ya da maruz kaldığı eğitimle sahip olduğu kişilik özelliklerini yansıtıyor. Kitapta başlıca karakterler Candide, Pangloss, Cunegonde, Yaşlı Kadın ve Martin. Bunların dışında çok fazla karakter girip çıkıyor elbette kitaba ve her birinden yeni dersler çıkarıyor Candide. Bir de efsanevi El Dorado ülkesine de karakterimizi misafir etmiş Voltaire, ben de söylemeden geçmek istemiyorum. Leibniz'in görüşünün elestirilmesinin yanı sıra dinleri, din adamlarını ve savaşları da eleştiriyor Voltaire. Yeryüzünün birçok noktasını dolaşan Candide çeşitli acılar, kötülükler ve ikiyüzlülüklerle karşılaşarak sorgulamaya başlıyor. Din özellikle Musevilik ve Hristiyanlık belirgin bir biçimde yeriliyor kitapta, buna birkaç alıntı ile örnek vermek istiyorum. Sayfa 61 "...bir Papa kızı olduğumu hatırlayarak fakirlik ve utanç içinde yaşlandım. Yüz kez kendimi öldürmek istedim, ama hayatı seviyordum..." Sayfa 68 "...Los Padreslerin her şeyleri var ama halkın hiçbir şeyi yok; aklın ve adaletin şaheseri. Burada İspanya ve Portekiz krallarına savaş açan ama Avrupa'daki bu kralların günahlarını çıkartan; burada Ispanyolları öldürürken Madrid'de onları cennete gönderen Los Padresler kadar ilahi bir şey tanımıyorum... " Sayfa 90 "Nasıl olur! Öğreten, tartışan, hükmeden, entrika çeviren, onların görüşlerini paylaşmadıklarında insanları yakan rahipleriniz yok mu?" Son alıntı El Dorado ülkesinde geçiyor yani kayıp altın şehrinde. Burada
Edebiyat
CandideVoltaire · Alfa Yayıncılık · 20207bin okunma
8/10
·158 syf.··
Beğendi
·
2020 19. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 23 Nisan 2020 12:00
Açlık; açlığı, sefelati, yoksulluğu size yumuşatmadan, sivriltmeden açık ve net bir şekilde önünüze koyan, yalın bir şekilde bu sefaleti iliklerinize kadar hissettiren dokunaklı bir roman. Kitapta ana karakterimizin adı geçmiyor ancak onun açlığını okuyoruz satırlarda. Gurur, inanç, azim ilk göze çarpan özellikleri karakterimizin. Gününü kurtararak yaşamını idame ettiren, elindeki az da olsa paylaşmayı bilen ve aslında pek çok konuda açlık çeken bir yazar. Ancak fizyolojik ihtiyaçlarını gideremediğinde yalnız bedenindeki değil ruhundaki dönüşümü de görmeye başlıyoruz daha doğrusu bu dönüşüme direnişini. Zihninin ürettiği çözümleri kendine yakıştıramayan, eyleme geçirmeye gururunun engel olmaya çalıştığı; doğruluk, dürüslük çizgisinde olan ve bu sınırları korumaya çalışan bir karakterin dramı. Tüm olumsuzluklara rağmen yazıyor, çabalıyor, mücadelesine devam ediyor. Elinden gelen her şeyi yapmasına rağmen sonuç alamayınca Tanrı'ya isyan ediyor çok etkileyici şu satırlarla: "Sana söylüyorum, ey gökyüzündeki kutsal Baal; sen yoksun, olsan sana öylesine lanet ederdim ki, göklerin cehennem ateşleriyle sarsılırdı. Sana söylüyorum; kulluğumu gösterdim. Reddettin, kovdun beni, ben de sana ebediyen sırt çeviriyorum, çünkü sen bağış saatini yadsıdın... Sen benim üzerimde gücünü gösterdin, ama bilmiyorsun ki, felaketten yılmam ben; bunu bilmen gerekmez miydi?... Bu saatten öteye ben, senin bütün eserlerinden, bütün senden el-etek çekiyorum: bir daha seni düşünecek olurlarsa bütün düşüncelerime lanetler ediyorum... Hoşça kal!... " (sayfa 112) Okurken lügatımızdaki açlık kavramı daha derin bir anlam kazanmaya başlıyor, çünkü okurken bu duyguyu yaşıyorsunuz ya da o duyguyu yaşama korkusunu. Bir talaşın kemirilmesi, bir kemik parçasının, bir kumaşın ya da kendi
Edebiyat
AçlıkKnut Hamsun · Varlık Yayınları · 201735,7bin okunma
10/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2020 18. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 20 Nisan 2020 15:27
George Orwell'in kült kitabı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, yazarın geleceğe ilişkin bir kabus senaryosudur, cümlesi ile tanıtılıyor kitap arka kapağında. Peki bu kabus senaryosu yalnızca bir senaryodan ibaret değilse? Değil zira. Böyle bir distopik eserin içerisinde gerçek olan yaşantılarımız o kadar fazla ki. Okurken benzer durumlar içerisinde olduğumuz çok fazla detayla yüzleşiyoruz. Üç bölümden oluşan bu roman; sistemi tanı, eylemde bulun ve sonuçlarına katlan çerçevesinde ilerliyor. Romanın da geçtiği üç büyük ülkeden biri olan Okyanusya'nın siyasi yapısının içinde buluyorsunuz kendinizi birdenbire. Kurgu dehşet verici: tele-ekranlar, bellek delikleri, Yenisöylem, çiftdüşün ve beni en çok etkileyen kavramlardan biri olan suçdurdurum gibi kelimelerle sistemi idrak etmeye başlıyorsunuz. Kavramlar, karakterler olay örgüleri birbirleri ile o kadar tutarlı ilerliyor ki, okuyan herkesin keyif alacağı ve etkileneceği izleniminden alamadım kendimi. Her ne kadar distopik bir eser olsa da, bir o kadar dünyamıza ayna tutuyor, bu sebeple korkutucu da. (okurken yer yer Black Mirror dizisini izlerkenki hisslerimi duyumsadım) Farklı çağlarda, farklı coğrafyalarda yaşamış, hatta yaşayacak her birey kendi toplumundan somut örneklere ulaşabilir sanki. Romanda gerçek bir tarihin olmayışı, insanların kurmaca bir dünyada, kurmaca bir dünyada olduklarının farkında olmadan yaşamaları iktidarların iktidar uğruna izleyebileceği politikaları yüzümüze çarpıyor. Kendi yalanlarına inanan(ki bu çok tanıdık) bir toplum yaratılıyor, kökenlerini var olmamış yok edilmiş "gerçekler" den alan hayatlar var olmuş olabilir mi? Tıpkı insanlar gibi her yeni dünün gerçekleri buharlaştırılıyor ve bir süre sonra dünler de siliniyor, gerçek ve yalan birbirine karışıyor. (çiftdüzen) Ders kitapları
Edebiyat
Bin Dokuz Yüz Seksen DörtGeorge Orwell · Can Yayınları · 2014200,1bin okunma
8/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2020 16. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 10 Nisan 2020 18:12
Sembolik öğelerin yer aldığı, okuması keyifli, dram ağırlıklı ve film tadında bir roman. Nuh Tufanı ile bağlantı kurulacak çokça satıra rastlamak mümkün. Pencerenin hemen karşısındaki caddede, arka sokağımızda, gezindiğimiz yollarda sıkça rastlayıp görmemeye alıştığımız, alıştırıldığımız ya da görmemeyi yeğlediğimiz hayatlardan köken alıyor romanımız Ahraz. Ötekileştirilen bir karakterin yaşamını önümüze getiriyor ve iğneyi değil çuvaldızı kendimize batırmamızı özeleştiri yapmamızı istiyor Deniz Gezgin. Adile, İsrafil, Yusuf... adını bile bilmediğimiz insanların hayatları hakkında ne kadar çok fikrimiz var değil mi? Empati kurmanın dahi aklıllara gelmediği yaşamlarla çevrili dünyalarımız. Görünmez olmadıkları halde görülmeyen yaşamlarla. Görülmedikleri halde çoğunlukla eleştirilere maruz kalmış yaşamlarla. Romanın özeti ilk satırlarda gizleniyor aslında: "Şeytan yükümüzü sırtlanan günah keçisi değilse nedir?" Nedir? Tüm talihsizlikler, şansızlıklar hurafelerle zavallı kara kedilere, günay keçilerine atfediliyor. Belki de siz arkadaş çevrenizde, ailenizde, okulunuzda, toplumumuzda birer günah keçisisiniz! Asıl talihsizlik ise kendinize başkalarının bu bakış açısıyla bakmak olmaz mıydı Adile'de olduğu gibi? Başkalarına bu bakış açısıyla bakmak ise cehalletten doğmuyor muydu? İşte bu cehaletin kurşuna nasıl dönüştüğünü görebilirsiniz sayfaların şeffaflığından hayata bakarak. Kelimeler olmadan da duyabilecek, konuşabilecek, anlaşılabilecek insanların artması dileği ile. Sevgi, kitap ve sağlıkla kalın.
Edebiyat
AhrazDeniz Gezgin · Can Yayınları · 20195,7bin okunma