Safa

Safa
@Olcezefendimis
İnsanlığın Savaşı Olmaz
7/10
·50 syf.··
2021 25. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 25 Ekim 2021 19:54
Kitap, Ferdinand ve Paula adlı iki karakter ülkelerindeki savaştan kaçıp İsviçre'ye sığınmalarını ve daha sonra Ferdinand karakterinin zorunlu askerlik görevi için ülkeye çağrılması sürecini anlatır. Zweig'ın genel anlamıyla eserlerine bakılınca savaş dolu, buhranlı yıllarda yaşadığı(Lyon'da Düğün ve Kızıl eseleri diğer bariz örneklerdir.) rahatlıkla söylebilir. Sürekli olarak savaştan, savaşanlardan, savaşa dair olanlardan tiksinmiştir Zweig. Bu kitabı da bu iğretinin asıl dışavurumudur. Devlet iradesinin, birey iradelerinin toplamından oluştuğunu ancak bunun devlet organları tarafından hiçe sayılığı savunur. Aslında insanların savaşı olmaz, devletlerin savaşı vardır. Devletin yaptırım gücü hakkında Paula'nın görüşleri çarpıcıdır; "Neden onların(devletlerin) gücü var? Çünkü bu gücü onlara sizler veriyorsunuz. Ve sizler korkak olduğunuz müddetçe onların gücü hep olacaktır." ayrıca devletin iradesinin ülke vatandaşlarında değil sadece bir grup insanın iradesinde olduğunu da dile getirir. Paula karakteri Zweig'dır şüphesiz. Ferdinand karakteri ise korktuğu içinde bastırdığı kimsedir. "Vatan bizi yedirir, içirir giydirir ve daha sonra göreve çağırır beni koru der." böylesi bir düşünceler onu kemirir ve karşı düşünce olarak Zweig, savaşın tüm vatanın değil sadece bir grubun savaşı olduğunu savunur. Temelde insanlığın yaşamaktan başka gayesinin olmadığını dile getirir. Kitap vatanı savunmamak gibi düşünce içerisinde olmamakla birlikte birkaç kişinin akla sığmaz nedenlerle savaş çığırtkanlığı yapanların macerasının ortağı olmanında canice olduğunu savunur. Kısaca savaşların toplumun kararı olmadığı kendi yaratıp büyüttüğümüz devlet kavramının gölgesinde gizlenmiş kindar ve gaddar siyasilerin emelleri olduğu savunulur.
MecburiyetStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202175,1bin okunma
Reklam
Ve Sonra Biri Başkan Oldu
10/10
·196 syf.··
2019 25. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 06 Ağustos 2019 11:27
Bir adaya düşseniz yanınıza ne alırdınız sorusunda düşülecek ada bura olsa yanıma sadece sevdiğim kadını alırdım. Huzur var, mutluluk var, sessizlik var. Şehir hayatı içinde yapılan saçma sapan kavgalar mücadeledeler aslında hep bunlar için yapılıyor. Biz insanlar doğru şeyler için yanlış mücadeleler veriyoruz. Örneğin kavga ediyoruz huzura ermek için birinin kafasını gözünü yarma peşinde gidiyoruz ya da yalan söylüyoruz mutluluğu kaybetmemek için bu işlerin sonucunda belki birkaçımız huzura, mutluluğa erişebiliyoruz ama sütün içine bir damla dahi siyah mürekep konulsa o süt beyazlığından ödün verir. Beyaz olur kirli beyaz... Kimse kirli beyaz bir sayfa istemez hayatında. Doğru şeyler için mücadele ederken birimizin aklına kural koymak gelmiş kurallar olursa doğru şeylere giden bir yol çizilmiş olurdu bu mantık güzeldi çünkü önceden boş bir arazi vardı ve o arazinin herhangi bir ucu hedefe çıkardı artık gidilmesi ve gidilmemesi gereken yollar çizilmiş oldu. Yollar güzeldi ama bu yollarda adil olmayan şeyler oldu kimi yolu kesti kimi yolu bozdu kuralların eli kolu yoktu bunları tutamadı dediler bu kuralların uygulanışını teftiş edecek birini seçelim onu da seçtik çok güzel oldu ancak yolunda gitmeyen bir şeyler vardı. Kurallar cansız nesneydi onların birilerini ya da birisini kayırması söz konusu olmazdı herkese aynıydı fakat kuralların başına diktiğimiz kişi insandı. İnsan duyguları olan bir varlıktı gönlünü hoş tutanın yolunu açtı işine gelmeyenin yolunu kesti. Bu öyküde bu iki şeyin önemi yitik durumdaydı çünkü hiç kimse bir başkasının özgürlük alanına girmiyor, taciz etmiyor, kısıtlamıyordu ta ki Başkan gelene değin. Başa dönelim bir arazi var elimizde ve boş bir ucu mutluluğu çıkan müdahale edilmemiş, yol çizilmemiş burada neler olabilirdi bir yola çıkardınız sizi
Edebiyat
Son AdaZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 201362,2bin okunma
Akıllanmak Delilik Alametidir
8/10
·68 syf.··
2021 21. kitabı
·
32 saatte okudu
·
Okunma: 09 Ekim 2021 01:05
Akıllanan insan deliriyor mudur? Roman entelektüel bir insanın sıradan bir kasabada göreve başlaması ile çektiği kültürel yoksunluğu ele alır. Baş karakter sıradan bir Rus kasabasına bir doktor olarak atanır. Hastane yolsuzluklarla çalkalanmaktadır. Koca kasaba bu yolsuzlukları bilmektedir fakat kimse bunun bertarafı için mücadele etmemektedir. Baş karakterimiz atandığı hastanede ki pisliklerin yanında olmamakla beraber bertaraf etmek içinde mücadele etmemektedir çünkü ona göre pislik bir yerden kovulursa bir yere mutlaka bulaşır kötülüğün kendiliğinden yok olmasını beklemek gerektiğine inanır. Kasaba da hayatında bir tek dostu vardır o da posta müdürüdür. Asker kökenli olan bu adam köyde bir nebze dahi olsa entelektüelliğe sahiptir. Her zaman aynı saatte buluşur aynı şeylerden yakınırlar "Kasaba hayatının monotonluğundan..." Doktor daha sonraları hastanenin akıl sağlığı koğuşuna gitme kararı alır ve oradaki insanlar ile alakadar olmaya başlar. Bunun sonucunda koca kasabada bulamadığı aklı bir delide bulur. İşte asıl ilgi odağı buradadır. Kasabanın en akıllısı olarak görülen doktor bir deli ile arkadaştır artık. Fikirsel tartışmalar, felsefik ve edebi tatminliğe eriştiği delinin konuştuğu tek insan olur aynı zamanda doktorda hemen hemen her gün deliyi ziyaret eder fikirsel tartışmalar için buluşma saatini dört gözle bekler. Fakat doktorun çevresi bu durumdan hoşnut olmaz. Doktorun akıllanması onlar için delirmesi manasına gelir. Belki de akıl hastanelerindeki akıllıları bizlerden koruyorlardır... Kim bilebilir?
Altıncı KoğuşAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202687,3bin okunma
Korku Kalıtsal Mıdır?
9/10
·160 syf.··
2021 5. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 17 Temmuz 2021 18:29
Jack London psikolojiye ve insanlığın evrimine olan merakını her kitabında ön plana çıkarmıştır. Bu kitabında korkunun kalıtsal olduğu savını evrim teorisi ile harmanlayarak paylaşmıştır. Örneğin yükseklik korkusunu ağaç kovuklarında, yüksek mağaralarda düşme tehlikesi geçirip bunun zihnine korku olarak kazıyan henüz insan olmamış varlıklara dayandırır. Evrim teorisi hakkında biraz daha derinlere inerek güç, iktidar, annelik, dostluk, aşk, kin ve nefret gibi duyguların gelişimi üzerine de çeşitli savları vardır. Kitap her yaştan kendine kolayca okur bulabilir. Kitap daha da uzun olabilirdi ancak az olsun hoş olsun mantığı ile yazılan, yıllar sonra dahi rahatlıkla anılacak kitaplar arasında yerini bulmuş. Dili oldukça yalın ve süssüzdür.
Âdem'den ÖnceJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202526bin okunma
İnanmanın Kitabı
Puan vermedi·192 syf.··
2021 22. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 16 Ekim 2021 02:38
Otobiyografik bir eser, dili sade ve akıcı. Anlaşılması zor tek bir sözcük dahi yok. Düzey konusunda sınırlamaya gitmek yanlış olur zira her çağdan bir okur kitlesini kolaylıkla elde edebilecek bir kitap. Yazarın başından geçenler sanki sizin yaşantınız oluyor. Kitap temelde karanlık bir dünyayı aydınlatan inançlı bir annenin tesiri sonucu yazılımış ve karanlıktan kaçan bir insanın nasıl kurtulduğu aktarılmıştır. Bu kitabın bana kazandırdığı en büyük öğüt şu ki "İnanırsanız ve İnanırsanız her şey olur."
Edebiyat
Sol AyağımChristy Brown · Nemesis Kitap · 201795bin okunma