Kitap, Ferdinand ve Paula adlı iki karakter ülkelerindeki savaştan kaçıp İsviçre'ye sığınmalarını ve daha sonra Ferdinand karakterinin zorunlu askerlik görevi için ülkeye çağrılması sürecini anlatır. Zweig'ın genel anlamıyla eserlerine bakılınca savaş dolu, buhranlı yıllarda yaşadığı(Lyon'da Düğün ve Kızıl eseleri diğer bariz örneklerdir.) rahatlıkla söylebilir. Sürekli olarak savaştan, savaşanlardan, savaşa dair olanlardan tiksinmiştir Zweig. Bu kitabı da bu iğretinin asıl dışavurumudur. Devlet iradesinin, birey iradelerinin toplamından oluştuğunu ancak bunun devlet organları tarafından hiçe sayılığı savunur. Aslında insanların savaşı olmaz, devletlerin savaşı vardır. Devletin yaptırım gücü hakkında Paula'nın görüşleri çarpıcıdır; "Neden onların(devletlerin) gücü var? Çünkü bu gücü onlara sizler veriyorsunuz. Ve sizler korkak olduğunuz müddetçe onların gücü hep olacaktır." ayrıca devletin iradesinin ülke vatandaşlarında değil sadece bir grup insanın iradesinde olduğunu da dile getirir. Paula karakteri Zweig'dır şüphesiz. Ferdinand karakteri ise korktuğu içinde bastırdığı kimsedir. "Vatan bizi yedirir, içirir giydirir ve daha sonra göreve çağırır beni koru der." böylesi bir düşünceler onu kemirir ve karşı düşünce olarak Zweig, savaşın tüm vatanın değil sadece bir grubun savaşı olduğunu savunur. Temelde insanlığın yaşamaktan başka gayesinin olmadığını dile getirir. Kitap vatanı savunmamak gibi düşünce içerisinde olmamakla birlikte birkaç kişinin akla sığmaz nedenlerle savaş çığırtkanlığı yapanların macerasının ortağı olmanında canice olduğunu savunur. Kısaca savaşların toplumun kararı olmadığı kendi yaratıp büyüttüğümüz devlet kavramının gölgesinde gizlenmiş kindar ve gaddar siyasilerin emelleri olduğu savunulur.