Başlamak. İyi ama bir öykünün tam başladığı an nasıl saptanır ki? Her şey daima daha önceden başlamıştır, her romanın ilk sayfasının ilk satırı, kitabın dışında olmuş bir şeye göndermedir. Ya da gerçek öykü on ya da yüz sayfa sonra başlayacaktır ve öncesi yalnızca girizgâhtır.
“Okumak yalnızlıktır. Açık bir kitabın iki yüzü, istiridyeyi barındıran kabukları misali Ludmilla’yı koruyor. Olası, hatta kesin bir başka erkeğin varlığı silinmese de uzaklaştırılıyor. İki kişi bir arada olunduğunda bile insan yalnız başına okur. O halde ne arıyorsun burada? Okumakta olduğu kitap sayfalarına nüfuz ederek, kabuğunun içine sızmak mı istiyorsun? Erkek Okur ile Kadın Okur arasındaki ilişki birbirinden ayrı olan ve sadece ayrı deneyimlerin kısmi karşılaştırılmalarıyla iletişim kuran iki istiridye kabuğundan farklı değildir.”
Ama ne için beklediğimi bilmiyorum. Ne bekliyorsun? derlerdi eskiden. Acele et, anlamına gelirdi. Yanıt beklenmezdi yani. Ne için beklemektesin, farklı bir soru, benim bu soruya verecek yanıtım da yok.