"Bazılarının dönüşü mektup gibidir.
Ağzın açık bakarsın ne anlatacak diye. Bazılarının ise gidişi mektup gibidir.
Açsan da duymak istediğin cümleler yoksa içinde keşke yazmasaydı dersin.
Açsan üzüleceğin şeyler varsa niyesi sana kalr ömrũn boyunca...
Yine de yazmalı insan, söylemeli, söyleyebilmeli.."
"Odanın soğukluğunda duyulan özlemler kana karışmış, nefretlerin de sevmelerin de hep daha çok olacağı sözü acaba hangi duvar tarafına verilmişti?
Onlardan kalacak fotoğraflar en son nerede çekilmişti? Öyle kalacağını bilseler daha bir özenle bırakmazlar mıydı çerçevelerdeki gençliklerini?
Öyle kalacağını bilseler daha ütülü, daha dik duruşla, daha özenli saçlar, daha parlak ayakkabılarla belki bir çiçeğin renginde, belki koparılmaya kıyılmayan gül kokusuna karışarak dönmeyecek olmanın verdiği hüzünle belki de kalanlara bırakılan özleme sığınır gibi dolu dolu gülümsemezler miydi?"
"Uygar kişi acı çeken insandır.
Ama üzüntü değildir bu; bir "vah vah" değil.
Dünyanın temelden bozuk olduğu duygusu gelir uygar kişiye zaman zaman—— o zaman acı çeker. Üzüntüden çok da kızgınlıktır duyduğu."