Geçmişten bugüne taşınan acılar telafi edilemez, boşlukları doldurmak imkansızdır ancak belgeleme ve tanıklık etme görevi asla boşuna olmayacaktır.Fedakarca bir çabayla yaşananları kaydederek karşı durmazsak her şey unutulmuşluğa gömülecektir.Geçmişin hikayesini bizden sormak gelecek nesillerin hakkıdır.
Memleketini sadece soyut bir kavram olarak değil, elle tutulur bir gerçek olarak severdi.Azgelişmişliğiyle, yoksulluğuyla, eşitsizlikleriyle, haksızlıklarıyla, buruk acılarıyla severdi…
Unutup gitmek mi? Ah, Estella, benim varlığımın, öz benliğimin parçasısın sen.Yontulmamış bir köy çocuğu olarak buraya geldiğim ilk günden beri okuduğum her satır yazıda, görüp baktığım her manzarada sen varsın; ırmakta, karanlıkta, rüzgarda, korularda, denizde, sokaklarda.Okuyup duyduğum, kafamda canlandırdığım tüm tatlı düşlerin, güzelliklerin canlı simgesi sensin.Estella, istesen de istemesen de son nefesime dek kişiliğimin bir parçası olarak kalacaksın; içimdeki iyilik kadar kötülüğün de bir parçası.
Hemen hemen her zaman mutsuzduk, dertliydik.Tanıdıklarımızın çoğu da bu durumdaydı.Aramızda dolaşan, bize her zaman çılgınca eğlendiğimizi söyleyen şen bir sanrı vardı; bir de hiçbir zaman eğlenmediğimizi ileri süren gerçeğin iskeleti.Bildiğim kadarıyla bu durum çevremizde, yaşıtımız olanların arasında yaygın, olağandı.
Hayatta iki kişinin karşılaşması yetmez, bunun doğru zamanda gerçekleşmesi de gerekir, onları birleştirmeyi amaçlayan o sessiz uyumu yüceltmeye her ikisinin de hazır olduğu bir anda.Birlikte mutluyduk, önümüzde uzanan tam anlamıyla meçhul geleceğe dair de bir o kadar mutlu hissediyorduk kendimizi.