"Ne saadet şu tanımadan ölmek, düşünsene," diye hayali takibe alırdı. Aziz, "Tanımadan ölmek tanıyıp kurtulmaktan daha mı iyi, daha mı yüksek?" der demez Nuhu, "Ah Azizim ah, tanıdıktan sonra bir şeyi daha huzurlu ve gerçek anlamda temiz olamazsın ki. Kurtulma mücadelesi vermiş bir yaralı, hem de hayali hep patladı patlayacak iltihapla dolu bir ruh olursun ancak. Kurtulma mücadelen kalkanın olur ama kalkansız ve hayalsiz bir huzur ancak tanımayanda, bir illete hiç bulaşmayanda, bir vakit onu güzel bulmamış, baş çevirmiş olanda olur ancak,"
"Hah, galiba akıllı bir adamla karşı karşıyayım, ne nimet, be büyük lütuf", daha bitişine de, " Aman estağfurullah deme eksik kalsın bıktım şu laftan, ömür boyu beklediği söze, istediği şeye estağfurullah diyenden bıktım,"
Hâsılı daha çok konuşulur amma dert anlatılmaz, kalp Allah ile senin aranda bir sırdır. Beni de fazla deşme, dediğim yetsin, deşip de ne yapacaksın, toprağı bile deşsen işte börtü böcek, nem, solucan, ağaç kökü çıkar, yani, bir şeyin kökü ve aslı çıkar ama sen onu görmeye pek tahammül edemezsin. İnsan görmeye aslında dayanamayacağı, irkileceği her şeyin peşine düşer
Sanki namaz dışında rükû yok, kıyam yok, dua yok. Ahmaklar, sizin yüzünüzden yer titremiyor, yaprak ışıldamıyor, bunlar andır, ânın içindedir, ama sen dışındasın, hıyarlıktasın, ekiliyim zannediyorsun, hâlbuki koparılacaksın, topraktan gelip gerçekten de toprağa gideceksin, başka yere değil.