Bir şey dışarıdan bakıldığında ne kadar kasvetliyse ruhum o kadar coşar. Bana okyanustan, çölden ya da yaban doğadan haber verin! Çölde nemin ve bereketli toprağın eksikliğini, temiz hava ve ıssızlık giderir. Gezgin Burton bu konuyla ilgili şunu söylüyor: "Çölde maneviyatınız güçlenir; samimi, candan, misafirperver ve kararlı birine dönüşüverirsiniz... Alkollü içkilerse sadece tiksinti uyandırır. O hayvani varoluş ince bir haz verir." Tatar steplerinde uzun yollara düşmüş olanlar der ki: "İşlenmiş topraklara yeniden adım attığımızda medeniyetin çalkantısı, bulanıklığı ve kargaşası içimizi daraltıp bizi bunalttı; havası boğucuydu, öyle ki her an nefesimiz kesilecekmiş gibi hissettik." Kendimi canlandıracağım zaman en karanlık, en sık ağaçlı ve en sonu gelmez ormanı arar, yönümü sıradan bir yurttaşa en kasvetli görünen bataklık bir alana çeviririm. Bir bataklığa kutsal bir yermiş, bir sanctum sanctorum'muş gibi girerim. Doğanın gücü de omuriliği de orasıdır. Yabani ormanın kucakladığı bakir toprak, insanlar için de ağaçlar için de şifadır. İnsanın tarlası nasıl gübreye muhtaçsa, sağlığı için de kırlar, çayırlar bir ihtiyaçtır. Onu besleyecek güçlü besinler oradadır. Bir kasabayı koruyan, içinde yaşayan erdemli insanlardan ziyade onu çevreleyen ormanlar ve bataklıklardır. Bir kasabanın topraklarının üstünde yabani bir orman dalga dalga salınıp altında başka bir yabani orman çürüyorsa, o topraklarda sadece mısır ve patates değil gelecek çağların şairleri ve filozofları da yetişir. Homeros, Konfüçyus, ve diğerleri işte böyle toprakların ürünüdürler ve keçiboynuzu ve yaban balı yiyen reformcu böyle bir yaban doğadan gelmiştir.