Başı tedavi edilip sarıldıktan sonra David dışarı çıkıyor, gözü kapalı, bileğine de bir buz torbası bağlı. Bekleme odasında Bill Shaw'u bulunca şaşırıyor. Kendisinden bir baş, daha kısa olan Bill, David'i omuzlarından tutuyor, "Dehşet verici," diyor, "korkunç bir şey. Lucy bizim evde. Kendi gelip alacaktı seni ama Bev bırakmadı. Nasıl bıraksın?"
"İyiyim. Hafif yanıklar var, o kadar. Gecenizi berbat ettiğimiz için üzgünüm."
"Saçmalama!" diyor Bill Shaw. "Arkadaşlar bu günler içindir. Siz de olsaydınız aynı şeyi yapardınız."
Bu art niyetsiz sözler, David'in içine işliyor, aklından çıkmıyor. Bill Shaw, kendisinin, yani Bill Shaw'un başına bir darbe alıp sonra da yakılması durumunda onun, yani David Lurie'nin hastaneye gideceğine, bir gazete dışında okunacak tek bir şey olmayan bekleme odasında oturup Bill'i alıp evine götürmek üzere orada bekleyeceğine inanıyor. Bill Shaw, bir kerecik birlikte bir fincan çay içti diye David Lurie'nin arkadaşı olduğuna inanıyor, ikisinin birbirlerine karşı yükümlülükleri olduğuna da. Bill Shaw haklı mı, haksız mı? Olsa olsa iki yüz kilometre uzaktaki Hankey'de doğmuş olan ve bir nalburda çalışan Bill Shaw, kolay kolay arkadaşlık kurmayan erkekler olduğunu, erkekler arasındaki arkadaşlık konusunda aşırı kuşku duyan erkekler bulunduğunu bilmeyecek kadar az mı tanıyor insanları? Eski ingilizcedeki "freon" ve "freond"dan, yani "sevmek"ten türeyen, çağdaş İngilizcedeki "friend". Bill Shaw'un özünde, çay içmek bir sevgi bağı mı kurar?