"İnsan olmak, gerçek insan, etiyle kemiğiyle insan olmak bile ağır gelir bize. Utanırız bundan, insan olmayı yüz karası sayarız, benzeri olmayan toplumsal birtakım insanlar olmak için çabalarız. Ölü doğmuş insanlarız biz ve uzun zamandır canlı babaların çocukları değiliz, giderek daha çok hoşlanıyoruz böyle doğmuş olmaktan. Zevk duyuyoruz bundan. Çok yakın bir gelecekte bir şekilde düşüncelerden doğmanın yolunu bulacağız."
"Anlayacağınız, belki ben sizlerden daha canlıyım bile. Evet daha bir dikkatli bakın! Doğrusu, bizler bugün canlılığın nerede bulunduğunu, ne olduğunu, nasıl adlandırıldığını bile bilmiyoruz. Elimizden kitaplarımızı alsanız bir anda ne yapacağımızı şaşırır kalırız; ne yapacağımızı, kime sığınacağımızı, neye tutunacağımızı, neyi seveceğimizi, neden nefret edeceğimizi, neye saygı duyacağımızı, neyi aşağılayacağımızı bilemeyiz."
-Bence insanın adı onunla en az ilgili olan yanıdır. Doğar doğmaz o bilmeden başkaları veriyor ama yapışıp kalıyor ona, onsuz olamıyor.
Sustu, bir sigara yaktı.Bakın, şimdi adımdan daha önemli bir şey biliyorsunuz; sigara içtiğimi.İşte bir başkası: bütün bu “siz”ler “iz”ler “uz”lardan sıkılırım ben, yapmacık, fazlalık gibi gelirler bana. İkinci konuşmamda sen diyemeyeceğim biriyle bir daha konuşmam, ne dersiniz?
-Galiba sizi anlıyorum.
-Yanılıyorsun. Siz anlanamaz, sen anlanır. Bazı kitaplarda “sizi seviyorum” u okuyunca gülerim. Sanki “siz” sevilirmiş, sen sevilir değil mi?
-Seni anlıyorum.