Aydınlığa doğru kararla yürürken tüm acıların gölgesinde, o artık hürdü.
Ne eskiyen prangaların esaretinde ne de kanayan yaraların gölgesindeydi.
Uçmak en yüce özgürlüktü. Şimdi o bir bütündü.
"Ekekler için mi güzel olunurdu? "
Evet. Kendisi için süslendiğini söyleyenler de vardı. İnsan kendi güzelliğiyle ne yapsın?
Ben kendimi kambur ya da çarpık bacaklı da sevebilirdim ama başkalarının sevmesi için güzelliğe ihtiyaç vardı.
Çok güzel şeyler var; çiçekler, kayaların arasındaki yosunlar, kürklerin renklerinin canlılığı ve yumuşaklığı, bulutların süzüldüğü uzak gökyüzü, gün batımı ve yıldızlar gibi küçük şeyler var.
Bir de sen varsın...
Seni görebiliyor olmak bile çok güzel;
senin o tatlı ve huzur dolu yüzünü,
kavuşturduğun o sevimli ellerini görmek bile güzel.
Senin için deli oluyorum.” Hayır!
Aşk insanın kendini duyguların, sözüm ona mantıksızlığına kaptırması anlamına gelmiyor. Duyguların zihin üzerinde egemenlik kurması demek değildir aşk. Akıl ile duyguların birbirine karşıt olması ikilemi doğru değildir.
Duygular ve düşünceler bir aradadır, birbirleriyle iç içedir. Düşünce duyguları olduğu gibi, duygu düşünceleri de vardır.
İnsanın sevdiğine sahip olma tutkusu aşkın kendisinden ağır basmaya başladığı an, bu aşk değildir artık.
Aşk yaşamdan güçlü olamaz, özgürlükten yoksun olarak da varlığını sürdüremez.
An’lar yoktur. Zaman var (mı)dır?
Sonsuza dek hızla akıp giden yaşam vardır. Yaşam sürüp gider... gider.
An’lar yaşamın akışını durdurur. Yaşamı durdurur.
Sevişin. Yorum yapmadan. Kayıt kuyut koymadan. O ‘an’ın huzuruna kabul edilmeyi beklemeden öpüşün.
Yürüyün, yürüyün, yürüyün. ‘An’ı beklemek için durmayın.
‘An’lar, zaman içinde geri götürür sizi. İçinde bulunduğumuz ‘an’ı dondurarak geçmişe kaçarız. O ‘an’ı, şimdiyi dondurarak, geçmişin bir parçası haline geliriz. Zamanla birlikte akın, durmadan yürüyün.
Her ‘an’la birlikte yaşayın.
Böylece kaldırın ‘an’ları.