Kitap kulübümüzün , 2025’in ilk kitabı olarak seçtiği Zülfü Livaneli’nin “Kaplanın Sırtında” adlı romanını bugün derinlemesine tartışma şansı bulduk.
#edebiyat #neokudum #kitapkulübü
Moderatörlüğünü üstlendiğim bu oturumda, öncelikle Livaneli’nin sanat ve edebiyatla yoğrulmuş çok yönlü yaşamına, tek bir ömre nasıl birkaç farklı hayat sığdırdığına dair hayranlığımızı dile getirdik. Ardından, kaleminin ustalığıyla şekillendirdiği ve tarihsel bir döneme adeta ışık tuttuğu bu eserin içsel dünyasına doğru bir yolculuğa çıktık.
Livaneli, romanında, Osmanlı’nın son demlerine damga vuran Sultan II. Abdülhamid’i yalnızca bir padişah olarak değil, aynı zamanda derin bir içsel çatışma yaşayan bir insan olarak ele alıyor. Avrupa’da “Kızıl Sultan” olarak adlandırılan Abdülhamid’in hikâyesini, dönemin siyasi ve toplumsal gerçeklikleri içinde değerlendirirken, onun psikolojisine nüfuz etmeyi seçiyor. Bu tercih, okuyucuyu tarihsel olayların donuk ve yüzeysel bir sunumundan uzaklaştırarak, çok daha derin bir empati alanına davet ediyor.
Roman, Abdülhamid’in tahttan indirilişi ve Selanik’te Alatini Köşkü’nde sürgün hayatı yaşadığı dönemi merkeze alıyor. Etrafındaki 36 kişilik mahiyetiyle bu sürgün hayatını sürdüren Abdülhamid’in doktoruyla yaptığı sohbetler, kitabın omurgasını oluşturuyor. Bu diyaloglar aracılığıyla, Abdülhamid’in kendi penceresinden bir imparatorluğu yönetirken aldığı kararların ardındaki motivasyonları, korkuları ve idealleri dinliyoruz. Livaneli, kurgu ile gerçekliği öylesine ustalıkla harmanlıyor ki, okur bir yandan tarihe tanıklık ettiğini hissederken, diğer yandan olayların insani boyutunu iliklerine kadar duyumsuyor.
Roman, akıcı anlatımıyla okuyucuyu içine çekerken şu çetrefilli soruyu zihne kazıyor: Abdülhamid gerçekten bir “Kızıl Sultan” mıydı, yoksa