Özden Uyar

Unutma Beni Apartmanı Unutma Beni Apartmanı, unutma, hatırlama ve geçmişin yükü üzerine yazılmış derin bir hikaye. Baş kahraman Süreyya, geçmişin ağır yükünü taşırken kendi kimliğini, geçmişini ve hatıralarını reddetmeye çalışan bir kadındır. Babasının ani ölümü ve annesiyle kopuk ilişkisi onu çocukluğundan itibaren derin bir yalnızlığa sürükler. Kendini sürekli bir kaçış içinde bulan Süreyya, ailesinden ve geçmişinden uzaklaşmaya çalışırken, aslında içindeki boşlukla yüzleşmekten kaçınır. Roman, okuyucuya, unutmanın bir savunma mekanizması mı yoksa bir kayıp mı olduğunu sorgulatırken, bireyin geçmişle barışmadan tam anlamıyla özgürleşemeyeceğini çarpıcı bir şekilde anlatıyor. Süreyya’nın yolculuğu, bir yüzleşme ve bağışlama hikayesi. Süreyya, geçmişin ağırlığını kabul ederek hem kendine hem de ailesine yeni bir anlam kazandırıyor. Bu süreç, okuyucuya insanın kendi geçmişiyle yüzleşmesinin ne kadar zor ama aynı zamanda kurtarıcı bir süreç olduğunu hatırlatıyor. Nermin Yıldırım kitaplarının müdavimi bir okur olarak, bu kitabı yazarın en iyi eserleri listemde son sıralarda değerlendiriyorum. Keyifli okumalar!
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Yaşamak
Yaşamak 1993 yılında yayımlanan ve yayımlandığı yıl Çin Hükümeti tarafından yasaklanan Yaşamak, Çin'in çalkantılı tarihini ve sosyal dönüşümünü ele alan, insanın ruhuna derinlemesine işleyen bir kitap. Roman, Kültür Devrimi'nin karanlık gölgesinde Çin'in kırsal bölgesinde hayatta kalma mücadelesi veren sıradan bir ailenin acılarla dolu yaşam mücadelesini anlatıyor; Sadece bir aile hikayesini değil, Çin Kültür Devrimi'nin yıkıcı etkilerini, bu dönemde insanların yaşadığı acıları, umutsuzlukları ve hayatta kalma mücadelesini de derinlemesine ele alıyor. Hikaye, Çin’de köyleri gezip, köylülerden duyduğu hikâyeleri derleyen bir gezginin, Fugui ile karşılaşması ve ardından Fugui’nin acı dolu hayat hikayesini öğrenmesiyle başlıyor. Olayların yaşandığı dönem, Mao’nun Çin’in lideri olduğu ve Büyük İleri Atılım projesini gerçekleştirmeye koyulduğu döneme denk geliyor. Zengin bir ailede doğan baş karakter Fugui, kumar bağımlılığı nedeniyle her şeyini kaybediyor ve yaşamının geri kalanını sefalet içinde sürdürüyor. Eşi Fengxia ve çocukları ile yaşam savaşı veren Fugui ve ailesi, savaş, kıtlık ve Mao’nun Kültür Devrimi gibi olaylarla yüzleşirken, en sevdiklerini kaybetmenin muazzam acısını yaşayarak, tüm bu can yakıcı acılara rağmen büyük bir hayatta kalma mücadelesi veriyor. İnsani değerler, romanda umudun ve direnişin sembolü haline gelirken, kitap yaşamın anlamı ve insanın dayanıklılığı üzerine derin bir sorgulama da sunuyor. Sayfalar arasında acının her bir duygusu arasında geçiş yaparken, kitabın sonunda size kalan kocaman bir kalp ağrısı oluyor. Okur yorumu: Doğum ile başlayıp ölüm ile sonlanan hayatın derinliklerine dokunan bir kitap okumak isterseniz aradığınız kitap tam da burada. Tek kelimeyle Yaşamak hüznün, acının romanı. 220
Ya her şeyim, ya hiçim...
Kördüğüm Adı Aylin ile hayatımıza giren ve benim yaşlarımdaki bir çok kişinin lise yıllarını güzelleştiren Ayşe Kulin'in sonrasında çıkan bir çok kitabını büyük bir zevkle okudum. En son okuduğum kitapları otobiyografisini anlattığı Hayat, Hüzün, Hayal ve Hazan kitapları ile kendisine bin kat daha saygı duymama sebep olan Ayşe Kulin, Kördüğüm kitabı ile yine beni günlük bir serüvene çıkardı. Biyografi kitaplarının yanında, kurmaca romanları ile de Türk edebiyatın güçlü isimleri arasında yer alan Kulin, polisiye tadında yazdığı Kördüğüm romanında dönem Türkiye'sini hikayenin içine muazzam bir şekilde harmanlayarak okuyucuya zevkle okunacak bir kitap sunuyor. Hikaye, geçirdiği trafik kazası sonucu hafızasını kaybetmiş genç bir kadın olan Gizem'in kendini bir tedavi merkezinde kimliğini hatırlamaya çalışması ile başlıyor. Bir gün kaza gecesini en ince ayrıntısına kadar hatırlayan Gizem, evinin yerini tedavisini gerçekleştiren Orhan Hoca'ya gösteriyor. Asıl isminin Gizem olmadığını da hatırlayan baş kahramanız, bununla beraber tüm hikayeyi başka bir evreye taşıyacak çok büyük bir olayı da hatırladığını fark ediyor, ve büyük bir hızla akacak asıl hikaye bundan sonra başlıyor. Kanadı Kırık Kuşlar'ın devamı niteliğinde olan Kördüğüm, Türkiye’nin politik durumu, terör olayları, emniyet teşkilatındaki köstebek yapılanma, Mustafa Kemal Atatürk’ün izlerinin silinmeye çalışıldığına dair mesajlar hikaye örgüsü içinde oldukça başarılı bir şekilde de işleniyor. Okur yorumu: Kördüğüm benim şöyle bir sayfalara göz gezdireyim derken bir anda kendimi sayfaları yarılamış halde bulduğum bir kitap. Ayşe Kulin'in tüm kitaplarında olduğu gibi oldukça akıcı, dönem Türkiye'sine bol bol atıf yapan, polisiye tadında bir roman. Fakat kitap bittiğinde
Hemşerim Memleket Nire
Memleket Hikayeleri Ayfer Tunç'un büyük bir zevkle okuduğum bu kaçıncı kitabı bilmiyorum. Her yazdığı eserin beni muazzam etkilediğini söyleyerek başlayabilirim söze. Aslında öykücü değil, sıkı bir roman okuruyum. O tekil hikaye beni alsın götürsün uzun süre de geri getirmesin isterim gerçek dünyaya. Fakat söz konusu Ayfer Tunç olunca büyük bir aşkla aldım bu kitabını da ve tam da beklediğim gibi her bir hikaye beni birbirinden farklı yolculuğa çıkardı. Ayfer Tunç'un şehir arşivi olarak adlandıracağımız "Memleket Hikayeleri" adını Halit Refik Karay’ın aynı adlı eserinden almış. Kitapta yoğun memleket duygusunun ekseninde gezintiye çıkarken, hikayeler boyunca Anadolu'nun dört bir yanından tüm toplumsal tabakadan birbirinden farklı tip insanların yaşamlarına yarenlik ediyor, her bir bölgenin şehir anatomisini çıkarıyorsunuz. Yazarın kendi yaşamından kesitlerin de yer aldığı, bir memleket resminin kelimelerle örüldüğü hikayelerde; yenilgisiyle, zaferleriyle, kaygısıyla, umutlarıyla bu dünyadaki serüveniyle insan ve insanla anlam kazanan şehirler anlatılıyor. Yazar, kitabı İstanbul'dan, Adapazarı,Karasu'ya, Erzurum'dan Karadeniz'e kadar bu bölgelerde geçen yaşanmışlıkları, o anlardan yola çıkarak hepimizin bir köşesinden kendimizle veya bir tanıdığımızla bağ kurduğumuz hikayeler olarak kurguluyor. Geçmiş ile günümüzde bir köprü niteliğinde olan bu hikayelerde yazar, sıklıkla kendi ellerimiz ile canım memleketimizi nasıl yaşanılamaz hale getirdiğimize de vurgu yapıyor. Ayfer Tunç bize bahşedilmiş olan güzellikleri nasıl hunharca yok ettiğimizi satırların arasında bol ah ve iç çekişlerle okuyacağımız bir hikaye örgüsü ile işliyor. Okur yorumu: Özellikle Adapazarı ve Karasu'da geçe hikayelerde kendi çocukluğum arasında yoğun bir
Yalan dolan
Yalan Dolan İtalyan edebiyatçı Veronika Raimo'nun kaleminden çıkan ve Booker Prize uzun listesine de aday gösterilen Yalan Dolan, aykırı bir kız çocuğunun yetişkin bir kadın olana kadarki dönemde geçirdiği sancılı büyüme serüvenini konu alıyor. Hem yazarın hayatından gerçek kesitler barındıran, hem de kurmacanın iç içe geçtiği roman, 4 kişilik bir İtalyan ailesinde yaşanan aile travmalarını, onu çevreleyen akrabalar ve arkadaşlar ve beraberinde getirdiği el alem baskısı ile örülen girift ilişkileri ele alıyor. Hikaye dahi olarak addedilmiş bir abi, kendi mükemmellik takıntısını çocukları üzerinde uygulayan kaygı bozukluğu üst safhada bir anne, işkolik, varlığı, yokluğu aslında pek de belli olmayan bir baba ile tam anlamıyla kusurlu aile kavramının odağında ilerliyor. Baş karakter Verika'nın annesiyle arasındaki çocukluğundan genç kızlığa, buradan yetişkin bir kadına evrilirken ki iç çatışmalarını, aralarındaki derin boşluğu bazen hüzünlenerek, çoğunlukla bol bol kahkaha atarak ama sonunda benzer sancıları hangimiz büyürken yaşamadık ki hissiyatı ile okuyorsunuz. Okur yorumu: Türk aile hayatına benzer unsurları içinde bolca barındıran hikayede, sıradan bir ailede paramparça olmuş bir kalple büyüyen Veriko'nun büyüme sancılarını aktarırken kullandığı mizahi dil, yaşadığı ev/ler ve çevre, Puglia'da yazları geçirdiği tatiller, bu deneyimleri okura aktarış şekli romanda severek okuduğum kısımlar oldu. Fakat zaman akışının hikaye içinde oldukça sık farklı işleniyor olması, bazı bölümlerde mizahı öğelerin içine absürdün bolca soslanarak sunulması hikayenin duygusal geçişinin başarılı bir şekilde sağlanamamasına sebep oluyor. Her ne kadar Marie Clare, The Guardian gibi yayınlar tarafından övgü ile bahsedilmiş olsa da, Booker