“Herkesin iyiliği sözde..” diye anlatmıştı anneannem o günleri. İnsanın özünün kötü olduğuna inanıyordu. insan, iyi olmak için çok çabalamak zorundaydı ama kötülük için çabalamaya gerek yoktu.
İç sıkıntısı, kaçırılmış bir hayatın ağırlığıdır. Başka bir yaşamın mümkün olduğunun farkındayken, saçma bir hayatın içinde sıkışmanın sessiz çığlığıdır. Varoluşuna uygun yaşayamayan her insan; istemediği ancak sürdürmek zorunda kaldığı, içinde sıkışmış hissettiği bir yaşamın sonucu kırgın ve öfkelidir, içindeki boşluk hissi, “her şey çok farklı olabilirdi” dediği ancak bir türlü olduramadığı yaşamına duyduğu hüzündür. Yaşanmamış yaşamlar diyarı burası.
“İnsan karşıdakine ağlamaz; ona bakar, ona ağlıyormuş gibi yapar ama asıl kendine ağlar. Televizyondaki dizilere de öyle az ağlamam ben. Bilmiyor muyum sanki onların yalan olduğunu? Biliyorum. E, peki neden ağlıyorum? Kendime.”