Özlem Sabâ

Özlem Sabâ
@Ozlemsaba
Öğretmen
21 okur puanı
Nisan 2020 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
“bizi bugün buraya getiren şey tarihtir. Tarih yazmak için olmasa hiçbirimiz bugün burada olmaz, Berlin’deki evde rahatça oturuyor olurduk. BİZ BURADA TARİHİ DÜZELTİYORUZ.” Tarih de sizi düzeltti. Yaptığınız vahşilikleri utançla anarak.
Sayfa 133·Kitabı okudu
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
“Yaşam özlemini doyuracak bir olgu mümkün mü? Yirmi yıl sonra aynı şarkılar çalıyor. Elli üç yıl öncesi çekilmiş bir film gösteriliyor. Açlık, savaş, geri kalmışlık ve inanılmaz felaketlerle ilgili haberleri kitleler, MASAL dinler gibi dinliyor. İşte böylesi bir yaşam önümüzden gelip gidiyor. Sen kendi duvarlarının gerisine çekiliyorsun. O, kendi duvarlarının gerisine çekiliyor. Bir başka kentte. Bir başka ülkede. Herkes bir başka kentte. Herkes bir başka dili konuşuyor. Ya da anlamaya çalışıyor. Aynı dili konuşan iki kişi yok.”
Çavdar Tarlasında Çocuklar. . #alıntı. Kimse beni tanımasın,ben kimseyi tanımayayım, bu yeterdi. Düşündüm, sağır-dilsizmişim gibi numara yapardım. Böylece, hiç kimseyle o salak konuşmaları yapmak zorunda kalmazdım. Biri bana bir şey demek istediğinde bir kâğıda yazar, bana uzatırdı. Bundan bir süre sonra sıkılınca da, ömrümün sonuna kadar insanlarla konuşmaktan kurtulurdum. Herkes beni sağır-dilsiz herifin teki sanırdı, beni rahat bırakırdı. Salak arabalarına benzin, yağ filan doldururdum, onlar da bana bir maaş verirlerdi. Kazandığım parayla bir yerlerde kendime küçük bir kulübe yapar, ömrümün sonuna kadar orda yaşardım. Ormanın hemen yanında yapardım kulübeyi, fazla içerlere yapmazdım, ÇÜNKÜ DAİMA GÜNEŞLİBİR YERDE OLMAK İSTİYORDUM. Kendi yemeğimi kendim pişirirdim, eğer evlenmek falan istersem de, gider kendim gibi sağır-dilsiz bir kız bulur, onunla evlenirdim. Kulübede benimle yaşardı, bana bir şey demek istediği zaman, herkes gibi o da lanet bir kâğıda yazardı. Eğer çocuklarımız olursa, onları bir yerelerde saklardık. Onlara bir sürü kitap alırdık, okuma-yazmayı biz öğretirdik.
Aristoteles kadında bir eksiklik olduğunu düşünüyordu. Kadını “tamamlanmamış bir erkek” sayıyordu. Çoğalma sürecinde kadın pasif bir alıcı rolüne sahipti; erkek ise aktifti ve veren taraftı. Aristoteles bu yüzden çocuğun sadece babasının özelliklerini aldığına inanmıştı. Çocuğun bütün özellikleri önceden babanın tohumunda hazırdı. Aristoteles’e göre kadın tohumu alıp başağı çıkaran toprağa benziyordu, erkek ise “tohumu atan”kişiydi. Ya da tam Aristotelesçe söyleyelim: Erkek”biçimi”verir, kadın”maddeyi” sağlar. Aristoteles gibi akıllı bir insanın cinsler konusunda bu derece yanılmış olması tabii hem şaşırtıcı hem de üzücüdür ama iki şey gösteriyor bu bize: Birincisi, Aristoteles’in kadınların ve çocukların yaşamına ilişkin fazla deneyime sahip olmadığı; ikinici olarak da , felsefe ve bilimin sadece erkeklerin eline kaldığında her şeyin nasıl yanlış yönetileceği. İşin kötüsü, Ortaçağ’da Platon’undeğil Aristoteles’in kadınlar hakkındaki görüşü ağırlık kazanmıştır. Bu yüzden kilise de kadın konusunda Kutsal Kitap’a dayanmayan bir anlayış devraldı, yoksa İsa kadın düşmanı filan değildi! Aristoteles’in kadınları bu derece ikinci plana atması bence kadın zekâsından korkmuş olmasıdır. Evet felsefeye katkıları asla gözardı edilemez ama kadınlar hakkındaki görüşleri şu an ki kadın düşmanlığa zemin hazırlamıştır. Sen git matematikle, astronomiyle, felsefeyle ilgilen bugünkü birçok olayın temelini at ama kadınlara böyle bir rolü yakıştır.
“Tek günah, insanın kendi yaptığını kavrayamamasıdır.”
Sayfa 60·Kitabı okudu