Kitabın su gibi akmasından mı bahsetmeliyim, yoksa sonunda içimi ne kadar ezdiğinden mi, bilmiyorum…
Asla sıkılmadan okunabilen, tamamen saf ve özgün bir kalemi var yazarın. Duygular genelde öznel sayılır; çoğunlukla dokunulmaz görülmez, sadece yaşanır. Kimi zaman kalbimizde ince bir sızı olur, kimi zamansa bir ateş topu gibi yakar. Ama çoğunlukla sadece biz biliriz; anlatmak, başkasına gösterebilmek bazen imkânsız bile sayılabilir.
İşte tam bu noktada edebiyat, kalbimizi serinletmek ister. Şimdiye kadar böylesini ne okudum ne de işittim. Hamnet kitabında yazar, o ateş topunu ya da o ince sızıyı bir madde gibi avuçlarımıza bırakmış. Bu kitapta duygular artık öznel yargılar değil; nesnelleştirilmiş. Duyguları bu kadar kabul edilebilir, herkes tarafından dokunulabilir bir hâlde sunması gerçekten takdir edilmeden geçilecek bir şey değil.
Uzun yıllar boyunca tekrar tekrar okuyacağım bir kitabım daha var artık…