İnsanoğlu gelmiş bize bir soru sorcakmış. Beşeriyet adını alan bu adam sefil ve sakat bir zavallıydı Bana söyleyiniz, Demek ki hayattan nefret ediyorum da zevk alamıyorum, mutluluğun ve rahatlığın kıymeti nedir?
Eflatun:
– Her zaman yücelikleri düşünmektedir.
Aristo:
– Mantık! İşte mutluluk!
Zerdüşt:
– Mutluluk; karanlıkta kalmamaktır.
Brahma:
– Mutluluk mu? Herkesin fikri ne ise onun tersidir.
Cenab-ı Mesih:
– Mutluluk; geçmişi unutmak; bulunulan durumu hoş görmek, geleceği düşünmemekle mümkündür.
Lokman:
– İnsanlar bu kelimeyi bütün üzüntülerini bir sözle ifade etmek için ortaya çıkarmışlar.
Hızır:
– Mutluluk; tutkuların ve hırsların giremediği gönüllerde bazen şimşek gibi çakan bir hayalettir.
Bu sözler üzerine Buda kızgınlıkla ayağa kalktı:
– Ey Beşeriyet! Mutluluk; yokluğun güzellik isimlerindendir. Nirvana! Ey Beşeriyet! Nirvana!
Beşeriyet yorgun bir halde yere düştü ve:
– Oh! Hangisi, hangisi? diye mırıldandı
O anda Başkan ayağa kalktı:
– Ey Beşeriyet! Mutluluk; hayatı olduğu gibi kabul etmek, ağır işlerine razı olmak ve bunların iyileştirilmesine çalışmaktadır, dedi
Şimdi bize kabaca insani her seye alışabilen bir varlık olarak tanımlayan Dostoyevski'nin sözlerinin doğru olup olmadığı sorulacak olursa, cevabımız,"Evet insan her şeye alışabilir, ama nasıl olduğunu bize sormayın," olacaktır.
İnsanın sadece bilincinin kendisi hakkında bildikleri kadar olduğuna evrensel çapta inanıldığı için, kişi kendini zararsız zanneder ve kötülüğüne bir de aptallığı ekler. Korkunç şeylerin olduğunu ve olmaya devam ettiğini inkar etmez, ama bunları her zaman “ötekiler” yapar. Ve bu tür kötülükler yakın veya uzak geçmişte kaldıkları zaman, çabucak ve rahatça unutkanlık denizine gömülürler, arkasından “normallik” dediğimiz o kronik bulanık kafalılık geri gelir. Oysa çarpıcı gerçeğe göre hiçbir şey yok olmamış, hiçbir şey düzelmemiştir. Kötülük, suç, vicdanın derin rahatsızlığı ve karanlık kuşkular gözlerimizin önündedir, keşke görmeyi bilseydik
Oğulların öyküsü babaların öyküsünün tam kalbinden geçer. Babalarımız hayatta kim olduğumuzu, nasıl durduğumuzu, nereye ve nasıl baktığımızı tayin ederler.Çocuklarının gelişim evrelerinde ‘orada olan’ babalar, onlara ne büyük bir iyilik yapıyorlar! Babaları kendileriyle ilgilenen çocuklar duygularını daha iyi düzenliyor. Soğuk ve mesafeli babalar, çocuk ruhunun biricik gıdası olan şefkat ve sevgiyi oğullarından esirger ve onları hayat boyu telafi etmekte zorlanacakları bir açlığa mahkûm ederler. Oğullar için babadan ayrılık, erkek kimliğinin oluşması bakımından elzemdir. Babanın anahtar rollerinden birisi oğlan çocuğunu erkeklik rolüne, erkeklerin dünyasına, kimliğini bir erkek olarak kurgulayacağı yere hazırlamaktır. Eğer bunu yapamazsa, oğlu kadınlarla ilişki kurmakta çok zorlanacak; ya onlara yapışacak ya da onlardan çok uzak duracaktır. Kimi yazarlar, Endüstri Devrimi’nden en fazla yara alan sevgi biriminin, baba-oğul bağı olduğunu yazmaktadırlar.
Sevmek için zaman ayırmak gerekir. Bilmek için zamana ihtiyaç duyarız. Güzelliği ancak zaman ayırarak fark ederiz. Zamanla olgunlaşırız. Lütfen yavaş gidiniz.