Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Genelde zihin üzerine ne kadar az kontrolümüz olduğunu fark etmeyiz çünkü alışkanlıklar psişik enerji o kadar iyi yönlendirir ki düşünceler pürüzsüz biçimde birbirini takip ediyormuş gibi görünür. Uyuduktan sonra sabah alarm çaldığında yeniden bilinç kazanırız ve sonra banyoya gider ve dişlerimizi fırçalarız. Sonra kültürün belirlediği sosyal kurallar bizim için zihnimizi şekillendirme işini devralır ve genelde günün sonuna, yeniden uykuyla bilinci kaybetme aşamasına kadar kendimizi otomatik pilota alırız. Ancak dikkatimizi vermemiz gereken herhangi bir şey olmadan yalnız başımıza kaldığımızda zihnin temel düzensizliği kendini gösterir. Yapılacak bir şey olmadığından zihnin rastgele kaliplari takip etmeye başlar ve genelde acılı veya rahatsız edici bir şeyleri düşünmeye başlar. Bir insan düşüncelerine nasıl düzen vereceğini bilmiyorsa, dikkat böyle anlarda en sıkıntılı olan düşüncelere çekilecektir: Gerçek veya hayali acıya, en yakın kederlere veya uzun vadeli hayal kırıklıklarına odaklanacaktır. İnsanlar bu durumdan kaçınmak için dikkatin içe dönmesini ve olumsuz duyguları deşmesini engelleyen ve doğal olarak o an erişilebilir olan bilgilerle zihinlerini doldurmak isterler. Bu durum zamanın büyük kısmının, genellikle zevk vermemesine rağmen neden televizyon izlemeye ayrıldığını açıklıyor. Diğer uyarıcı kaynakları kıyasla örneğin okumak, diğer insanlarla konuşmak veya bir hobi üzerinde çalışmak gibi, televizyon, harcanması gereken pisijik enerji anlamında çok düşük bir bedelle izleyenin dikkatini yapılandıracak sürekli ve kolay erişilebilir bilgi sağlayabilir. Insanlar, televizyon izlerken zihinlerinin kendilerini rahatsız edecek kişisel sorunlarla yüzleşmeye zorlayacağından korkmazlar. İnsan psişik entropi aşmak için bir kere bu stratejiyi geliştirince alışkanlıktan
“Kişi hiçbir şeye sahip olmasa da kesinlikle kendi vücuduna sahiptir” diye yazmıştı J.B.Cabell, “çünkü insan vücudu oldukça ilginç zevkler için kullanılabilir”. Mutsuz, depresif olduğumuzda veya sıkıldığımızda elimizde kolay ulaşabileceğimiz bir çare vardır: Vücudu sonuna kadar kullanmak. Bugünlerde çoğu insan sağlığın ve fiziksel olarak formda olmanın öneminin farkındadır. Ama vücudun sunduğu sınırsız haz potansiyeli çoğu zaman keşfedilmeden kalıyor. Çok az insan, bir akrobatın zarafeti ile hareket etmeyi, bir ressamın canlı gözleriyle görmeyi, kendi rekorunu kıran bir atletin aldığı zevki hissetmeyi, bir ressamın canlı gözleriyle görmeyi, kendi rekorunu kıran bir atletin aldığı zevki hissetmeyi, iyi gurmenin inceliğiyle tat almayı bir sanat biçimine dönüştürecek bir beceri ile sevmeyi öğreniyor. Bu fırsatlar kolaylıkla erişilebilir olduğunda hayat kalitesini artırma yönünde atılacak en kolay adım sadece vücudu ve duyguları kontrol etmeyi öğrenmektir.