Sultan Alparslan: Yere dört kazık çakın, bunu kollarından bacaklarından bağlayın, sonra da bedenini dört parçaya ayırın!
Esir Olan Kale Kumandanı: Erkek gibi savaşmış birine böyle muaamele reva görülür mü?
Sultan Alparslan cevap vermeyince, esir seslendi:
Hey karı kılıklı, sana söylüyorum! Sultan bir anda sanki akrep sokmuş gibi yerinden sıçradı. Yanında duran yayını kaptı, bir ok çekip taktı ve fırlatmadan önce muhafızlara tutsağı bırakmalarını emretti.
Aşırı sinirlendiği için mi, aceleden mi, çok kısa mesafeye ok atmanın zorluğundan mı, nedendir bilinmez, Yusuf'u ( kale kumandanı) vuramadı ve sultan daha ikinci bir oka uzanmaya fırsat bulamadan tutsak üzerine atıldı. Savunmasız kalan Sultan Alparslan oradan kurtulmaya çalışırken ayağı bir mindere takılıp sendeledi ve yere devrildi. Yusuf Sultan'ın üstüne çökmüştü bile. Hançeri Sultan'ın böğrüne sapladı.
Askerler Yusuf'un bedenini lime lime ettiler.
Nitekim Sultan Alparslan dört gün sonra öldü.