Pagos

Pagos
@Pagos35
Tenhalığı seviyorum, sık görüşülmeyen ama bağı da koparılmayan dostlukları. Sakin mekanları, az rastlanılmayı, kendimle kalmayı, kendimi saklamayı ve de sınırlarımı...
Bâyezîd-i Bistâmî zamanında adamın biri bir hristiyana müslüman olmasını teklif etmiş, o da "Beni hangi Müslümanlığa dâvet ediyorsun? Eğer Bâyezîd'in müslümanlığına ise ona tâkatim yok, îmânım var! Sizin gibi müslümanlığa dâvet ediyorsan ona da ihtiyacım yok" demiş."
Sayfa 481 - Kubbealtı Neşriyatı·Kitabı okudu
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
İlim; hakîkatte bir noktadır. Yâni nokta-yı irfandır. Kimsenin zâhirî ve ruhâni ilimleri tahsilden maksadı, nokta-yı irfânı bulmak olmalıdır. Eğer bu kimse nokta-yı irfânı bulmaksızın, yalnız bu ilimlerde oyalanıp kalırsa vaktini zâyi etmiş olur. Zira bütün bu ilimler o hakîkate vâsıl olabilmek için atılmış şebekeler, ağlardır. Ve o ağları hakîkat balıkçısı seni saydetmek için atmıştır. Eğer sen taşlar, kayalar arasında ilişir kalırsan hakîkate vâsıl olamazsın.
Sayfa 478 - Kubbealtı Neşriyatı·Kitabı okudu
- "Şeyh Nûri Efendi isminde biri vâzediyormuş: İnsan öldüğü vakit Allah ona birçok sualler sorar diyormuş: İlmini nasıl kullandın, paranı nasıl kullandın? İbadet ettin mi? ve ilh... diye. Şeyh Şiblî de oradan geçiyormuş. Bir sütuna dayanmış vaazı dinledikten sonra: Şeyh efendi Allah o kadar çok sual sormaz, iki şey sorar! demiş: Ben seninleydim, sen kiminleydin?"
Sayfa 471 - Kubbealtı Neşriyatı·Kitabı okudu
Şükrün mânâsı da, Allah'tan gayri fâil, O'ndan gayri mevcut görmemek Hakk'ın işine karışmamak, fiiline itiraz etmemek ve O'ndan ne gelirse hüsn-i kabul etmektir. Bunları yapmadıktan sonra her ne kadar, "Ya Rabbi sana yüz binlerce şükür" de demiş olsan yine şükretmiş olamazsın.
Sayfa 471 - Kubbealtı Neşriyatı·Kitabı okudu
İçimizden birinin bir kimse hakkında: "Dindar bir adamdır!" demesi üzerine: - "Dindar ne demektir?" diye sordu. - "Dinin zâhirinde kalan kimseleri dindar derler. Alelum ümmî, câhil, herkese dindar denebilir. Sonra ilimdar, sonra âyindar, daha sonra da hakîkatdar derler. Çünkü ûmimiyetle dindar ibâdet ve tâatle yâni taklitle tapıcıdır. Daha bir derece yükselince görmekle tapıcı olur. Bir derece daha yükselince hakîkatle tapıcı olur, ki asıl tapmak da budur. Hakîkat odur ki tapan ve tapılan bir ola."
Sayfa 465 - Kubbealtı Neşriyatı·Kitabı okudu