Tenhalığı seviyorum, sık görüşülmeyen ama bağı da koparılmayan dostlukları. Sakin mekanları, az rastlanılmayı, kendimle kalmayı, kendimi saklamayı ve de sınırlarımı...
Biz de, her zaman diyoruz ki: Kimseden ne incin, ne de incit! Eğer Hakk'ı bir bilip incitmiyorsan, yine Hakk'ı bir bilerek incinmezsin. Bunlardan ikisi de birdir. Çünkü her olan Allah'ın emridir.
Bir atın çevirdiği Bostan dolabını göstererek:
- "Eğer şu gözü bağlı hayvanın gözleri açık olsa, onu böyle döndürmeye muvaffak olamazsın. Hep aynı yerde döndüğünü görerek bu faydasız yorgunluktan îraz ederdi.
Fakat kendince faydasız olan bu yorgunluk, bağ ve bostan için hem faydalı, hem de elzemdir.
İşte gafletle gözleri bağlı olan kimseler de böylece dünya dolabını çevirmektedirler. Eğer onların da gözleri açılmış olsa derhal bu yorgunluklu çalışmadan vazgeçerler. Fakat bunlar da dünya için lâzımdır."
Fuzûlî'nin:Ayrı bilmişsen Fuzûlî mescidi meyhânedenSehv imiş o kim seni biz ehl-i irfân bilmişizBeyti okunuyordu.
-"Evet erâbı için aşk ve Hak ayrı değil ki... onlar için mescit de, meyhâne de birdir. Niyâzî de:
Mescid ü meyhânede, Kâbe'de büthânedeHânede, vîrânede çağırırım dost, dost
demiyor mu? Eğer bir kimse câmiye de, meyhâneye de gitse göreceği dosttur, tiyatroya, sinemaya da götürsen, yine adâlet-i Hakk'ı, vahdeti müşâhede eder. Bu hâli giymiş olan kimseyi, istediğin yere salıver.
Peygamberimiz Efendimiz diyorlar ki: "Dili tatlı olanın dostu çok olur." Halkın ayıbını setreyle, yüzüne vurma. Mâlûmdur ki, Allah'ın, Resûlullâh'ın, ehlullâhın sünnetleri vardır. Allah'ın sünneti, ayıbı yüze vurmamaktır. Resûlullâh'ın sünneti, halkı hoş görmektir. Ehlullâh'ın sünneti de halktan gelen ezâ ve cefâya sabr u tahammül etmektir.
Edep nedir? diye sorulan bir suâli şöyle cevaplandırdı:
- "Gıybet etmemek, tecessüs etmemek, yalan söylememek, riyâ yapmamak hep edebin içine dâhildir. Bir kimseye yaptığım iyiliğe karşı onun kötülük yapmış olması benim vazifem değildir. Esasen ondan iyilik beklemek, kadrini bilmedi demek de edep noksanlığıdır. Onun vazifesi budur. Sen sana düşeni yap, varsın o da kendine düşeni yapsın. Çünkü o buna âlet, sen de ona âletsin. İş, iyiliği yaptığın kimsenin bilmemesinde değil, Allah'ın bilmesindedir. Senin sana düşeni yapman ibadet olduğu gibi onun da kendine düşeni yapması ibadettir. Esasında o iyiliği yapan sen değilsin, kötülüğü yapan da o değildir. Fiilleriniz, oynanacak piyesten her ikinize de bu âlem sahnesinde, istidâdınıza göre verilen rolün iktizâsıdır.