Mustafa

Mustafa
@Panam
Deus Ex, Sci-Fi
1997
11 okur puanı
Şubat 2022 tarihinde katıldı

Mustafa

, bir kitap okudu
Puan vermedi·104 syf.·
2022 135. kitabı
Reklam
Bu zorlu entelektüel maceradan alnımızın akıyla çıkabilirsek eğer, modernitenin getirdiği depresif bir “yolunu kaybetmişlik” sendromundan çıkmamız da kolaylaşacaktır kuşkusuz. Hâlâ avcı ve toplayıcılıktan kalan yılan ve uçurum korkusu gibi içgüdülerinden bile kurtulamamış modern bireyin çağa adapte olmakta zorlanmasına şaşırmamak lazım. Eski ile yeniyi manalı bir şekilde harmanlamak, teknolojiyi benimsemek değil sadece. İnsanın mutlu bir yaşam sürebilmesi ya da Macar ekonomist Tibor Scitovsky’nin deyimiyle “nitelikli tüketim”in (İng. skilled consumption) üstesinden gelip Abraham Maslow’un piramidinin deniz manzaralı beşinci katına çıkabilmesi ancak yaşadığı dünyayı tüm açılarıyla bir bütün olarak ele alıp hedef ve istekleriyle, imkân ve yetenekleri arasında doğru bir korelasyon kurabilmesiyle mümkün. Bunu başarabilmesi için de kendini tanıması, gündelik davranışlarını yönlendiren saikleri analiz edebilmesi elzem. Ya da fiyakalı Latince bir ifadeyle sine qua non. Böyle çetrefilli bir uğraşı yorucu ve sıkıcı bulup burun kıvıranlarımız çok olursa bunun nedeni kültürle aramızdaki bozuk ilişki. Yiyeceği ekmeği evde yapmak için efor sarf etmekte hiç tereddüt etmeyen insanımızın tüketilecek şey kültür olduğunda kendisini sıradanlık denizinin akıntılarına salıverdiğini görüyoruz. Modern toplumun “Hizmet kapımıza gelsin” anlayışının verdiği rahatlıkla kendisine sunulan kültürel metaları tüketmekten öteye gidemeyen ve moda olanın dışına çıkmak gibi bir endişesi olmayanların karbon kâğıdıyla çoğaltılmışçasına birbirlerine benzemesine çok da şaşmamak gerek belki. Yüzeysel bir gündemin sürekli önümüze koyduğu sıradan tartışmalar ve şık gözükme ve uyum sağlama endişesiyle iştirak edilen sergi, konser ve gösterilerin kişisel ilgi ve zevklere hitap edip etmediğine bakmadan
Toplumun tenkitçi olması lazım. Yönetenleri devamlı takip edip mercek altında tutması lazım. Buna çok dikkat edeceksiniz ve kendinizde bir ödev olarak göreceksiniz. Çok önemlidir. Küçük insanlarla yöneticiler, küçük menfaatlar için aynileşmeye başlarsa orada yolsuzluk, irtikap, rüşvet, ahlaksızlık düzeni hakim olur. Bu biraz da bezginlikle ilgilidir. Herkes güya kendi gemisini kurtarmaya bakar ama aslında kimse hiç bir şey kurtaramaz. Çünkü fırtına gittikçe artmaktadır. Sizin takanız da o fırtınadan kurtulmaz. Yapılacak tek iş fırtına ile takanın dengesini tutturmak ve idarecilerin ne zaman ne yapacaklarını kurala bağlamaktır. Bugünün gençlerinin bu konuları ileride daha dikkatli ele almasını bekleriz, çünkü kendilerinden önceki kuşaklar maalesef bir yerde ipin ucunu kaçırdı. Bu aslında bilinen bir hadisedir ama tatbik etmek kimsenin işine gelmez veya bunları tatbik edecek yöneticiler ehil insanlardan çıkmamaya başlar. Nepotist, yandaş, tarafçı rejimlerin en büyük sakatlığı budur. "Odunu adam ederim, adam görünür," diye düşünürler ama görünmez, olmaz, edemezsin.
Hayatı sevmek, inişleri ve çıkışları ile, olumlu olumsuz anlarıyla, sevinçten ve kederden payımıza düşeni sevmektir. Bilgeliğin amacı, mutluluğun öngörülmez ve kırılgan karakterini inkar etmeden, onu daha derinleştirip olabildiğince kalıcı hale getirmeyi denemek ve hayatın cilvelerinin dışsal olayların, hoş ya da nahoş günlük heyecanlarının ötesine taşımaktır. Olanı sevmektir. Bilgeliğin bir ideal, erişilmeye çalışılan bir hedef olduğunu ve belki hiçbir zaman tamamen gerçekleşmeyeceği gerçeği üzerinde bir kere daha durmak isterim. Sonuçta ne önemi var! Asıl kayda değer olan, ona doğru yönelmek, yani gitgide mutlu olmaya daha da yetenekli olmak için kendi üzerimizde çalışmamızdır. İçimizde büyümemiz gereken şey mutluluğa yatkınlıktır. Aynı zamanda mutsuzluğa yatkınlığımızı da aşağı çekmek gerekir.
Bilgelik
İkinci Dünya Savaşı’nın ardından gelen ani şehirleşme, refah seviyesinin artması ve daha geniş bir kitlenin demokrasi ile birlikte siyasetin, tüketim ile birlikte ekonominin merkezine gelmesi, eskinin katmanlı toplumlarının referans sisteminin yavaş yavaş geçerliliğini yitirmesine yol açtı. Ya da bir Kemal Tahir köylüsünün lafıyla basitleştirmek istersek, at izinin it izine karışmasına… Sosyal sermaye eksikliğinin insanların önündeki opsiyonları daraltmadığı, herkesin her role bürünüp her mesleğe heves edebildiği bu halka yayılma (İng.democratisation) süreci elitsiz bir dünya yarattı. Bu dünyada en zor şey de sanatın, felsefenin ve bilimin iyisi ile kötüsünü ayırt etmek oldu; komplo teorileri, çakma tıbbi yöntemler ve kitsch sanatın hemen her yerde boy göstermesi de kaliteli ile kalitesizin arasındaki bu kararsızlığın bir yansıması.
Reklam