"Her şeye gücünün yetmesinin imkânsızlığını açıklayan bir paradoks vardır ve şu şekilde açıklanabilir. Eğer Tanrı'nın her şeye gücü yetiyorsa kendisinin bile çözemeyeceği bir şifre yaratabilir mi?" Einstein'ın kaşları yukarı kalktı. "Gördün mü? İşte çelişki de burada yatıyor zaten. Eğer Tanrı şifreyi çözemez ise her şeye gücü yeten değildir. Eğer çözerse yine değildir, çünkü kendisinin çözemeyeceği bir şifre yaratmayı başaramamıştır." Einstein gülümsedi. "Sonuç: Her şeye gücü yeten bir Tanrı yok. Bu anlamadığı şeyleri çözmek için bir yol ve sığınacak bir yer arayan insanın uydurduğu bir hayaldir."
Eğer İncil'i dikkatle okursanız oradaki tanrının koruyucu değil de kıskanç olduğunu görürsünüz, körü körüne iman ve fedakârlık isteyen bir tanrı. Korku saçan, ceza veren, sırf sadakatinden emin olmak için İbrahim'den oğlunu kurban etmesini isteyen bir tanrı. Eğer her şeye gücü yetiyor olsaydı, İbrahim'in güvenilir olduğunu bilemez miydi? Eğer iyiyse neden böyle zalimce bir imtihan yaptı? Dolayısıyla iyi olamaz."
Einstein: "Kişisel tanrı fikri saflıktır, hatta çocukçadır."
"Neden?"
"Çünkü bu antropomorfik bir kavramdır, kaderini yönlendirmeye çalışan ve zor zamanlarında sığınacak bir yer arayan insanın yarattığı bir fantezidir. Doğanın üzerinde bir gücümüz olmadığı için bizler de doğanın bizlere kulak veren ve yön gösteren koruyucu ve ataerkil bir tanrının kontrolünde olduğu fikrini yarattık. Bu sizce de insana huzur veren bir düşünce değil mi? Eğer dua edersek onun doğayı kontrol edeceği ve ihtiyaçlarımızı karşılayacağı sanrısını geliştirdik, tıpkı büyü gibi. İşler kötüye gittiğinde böyle merhametli bir tanrının nasıl böyle bir şeye izin verdiğini anlayamadığımızdan kendimize mutlaka bunda da bir hayır olduğunu söyleyerek kendimizi rahatlattık. Ama bunun bir anlamı yok, öyle değil mi?"