Sabahattin Ali'nin engin düşüncelerini etkili kalemiyle konuşturduğu eser. Şunu itiraf etmeliyim ki bu kitap Kürk Mantolu Madonna'ya gore çok daha iyi. Olay örgüsünün sizi icine çekmesi bir yana ,karakterlerin iç hesaplasmalarını öyle güzel aktarıyor ki yazar, bir anda Ömer oluveriyorsunuz. Ona hak verir halde bulurken kendinizi bir anda Macide oluyor onun hislerini paylaşıyorsunuz. "Aslında hepimiz biraz Ömer değil miyiz?" diye sormadan edemiyorsunuz okurken.
Kitap okurken etkilendiğini cümlelerin altını çizmekten hoşlanıyorsanız elinizden kalem düşüremeyeceksiniz. Hatta bu cümleleri unutmamalıyım diye not etmek isteyeceksiniz.
Kitaptan birkaç alıntı aktarayım ki ne
demek istediğim daha iyi anlaşılsın:
"Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi. Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir İrademiz vardı? Kullanamadıktan sonra göğsünü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı? Yaşayışımıza ve etrafımız şekil vermek arzusuyla dünyaya gelmekten ise hayatın ve muhittin verdiği şekli kolayca alacak kadar boş ve yumuşak olmak daha rahat, daha makul değil miydi?"
"Bir insanı kendisi kadar, kendi düşünceleri, dertleri, korkuları, ve noksanları kadar ne meşgul edebilirdi? Halbuki bütün arkadaşlarının gözünde sanki sihirli bir gözlük vardı ve onların kendilerini görmelerine mani oluyordu. Bu kadar ahmakça bir körlüğe başka türlü mana verilimezdi."
" Macide etrafındakilerde hoşuna gitmeyen herhangi bir şey gördüğü zaman aklına ilk olarak: ' Acaba ben de aynı şeyi yapıyor muyum?' düşüncesi gelirdi. "
"Herkes ne diyecek?.. Fakat bu ana kadar herkesten ne gördüm ki...Bana en yakın olanlar dahil olmak üzere, bu herkes dedikleri şey beni üzmekten, hayatımı manasız bir hale sokmaktan başka ne