Roman adını "ayrılık" temasından alıyor. Papağanlar yaşadıkları yeri çok önemserlermiş. O yeri içselleştirir kuş haline bakmadan tüm duygularını o eve sererlermiş. Yaşadıkları yerden ayrılık vakti gelince onlar için en zor olanı toparlanmak olurmuş Çünkü bulundukları yere çok yayılırlarmış. Ne toparlanmak ne de girmek isterlermiş. Bu yüzden yaşadıkları iklim değişsin istemezlermiş. Ama gitmek zorunluluk halini aldığında güç bela giderlermiş. Kapıdan çıkmadan önce kuyruklarından kopardıkları en canlı renkteki tüyü yaşadıkları yere bırakırlarmış. Romanın ana karakteri Oğuz da yaşadığı yerden ayrılırken hep kırmızı tüy bırakıyor. Anne babasının evine, eşiyle yaşadığı kendi evine ve sonra da bu dünyaya kırmızı tüy bırakıyor. Bu süreçlerde de Oğuz'un yaşamı, eşler arası ilişki, boşanma, aldatma gibi konulara değiniliyor.
Okurken rahatsız olduğum birkaç yer oldu. Oğuz'un babasının ve Oğuz'un iletişim şekillerinin betimlendiği yerlerde ruhum daraldı. Pazarlıklı, karşıdakini fıtık eden bir tarzları var.
Açıkçası bu yazar tavsiye üzere okumaya başladığım biri. Kırmızı Tüy de okuduğum ilk kitabı. Çok beğendim diyemem ama okunabilir. Aile terapisi eğitimi alsaydım daha farklı bakış açısıyla okuyacağımı düşünüyorum. Psikolojiye ilgisi olmayan birinin sıkılarak okuyacağı bir kitap bence.