"Agnes ayakkabı giyen annenin kendi beyaz tenli tombul çocuklarını öpüp okşadığını göre göre büyüyor. Ekmeğin en tazesini, etin en güzel yerlerini onların tabaklarına koyduğunu görerek büyüyor. İkinci sınıf, bir şekilde yetersiz, istenmeyen biri olduğu hissini kabullenmek zorunda kalıyor. Yerleri süpürmek, bebeklerin bezlerini değiştirmek, onları sallayıp uyutmak, ızgaradan külleri temizleyip ateşi canlandırmak hep ona düşüyor. Herhangi bir kazanın ya da talihsizliğin -düşürülen bir tabak, kınlan sürahi, sökülen örgü, kabarmayan ekmek- onun suçu olacağını görüyor, bunun farkında."