Daha, daha, daha, daha, daha, daha ve daha ne kadar kötülük yapabilir insanoğlu?
Tamda yazarın dediği gibi biz bu kitabı okurken bazı insanlar öyle acılar çekiyor ki... Benim için sıradan bir kitap deyip geçemeyeceğim bir kitap oldu. Büyük bir insanlık dramı, mülteci sorununu normalleştirip, romantizm eden insanlar için büyük bir tokat olabilir. Vahşet, acı, dram, korku, masumiyeti anlatan tabiri caizse gri bir kitap.
Roman şöyle başlıyor, babam bir katil olmasaydı ben doğmayacaktım. Bir isyan aslında, dünyaya gelmek bir tür bir cezalandırma biçimi mi bilemiyoruz. Varoluş sancılarınızı iliklerinize kadar hissetirecek tarzda. Romanın baş kahramanı Gaza ve onun çevresinde gelişen olaylar. Gaza bir mülteci tüccarı, bir ülkeden başka bir ülkeye kaçak yoldan gitmek isteyenleri taşıyor! (Adeta işkence ediyor) Öyle ki bazı anlar keşke olduğu yerde can verseydi de bunları yaşamasaydı diyorsunuz.
Gaza henüz 8 yaşında bir çocuk ve kötülük dolu bir çevreye doğuyor, gözlerini orada açıyor ve sonuçta berbat bir karaktere dönüşüyor..
Kitap bir yandan şunu da düşündürüyor? Felsefenin en mühim sorularından birisi;
İnsan doğuştan mı kötüdür yoksa sonradan mı kötülüğü öğrenir yoksa boş bir levha mıdır?
Benim düşüncem; İnsan doğasında kötülük vardır yani insan doğuştan kötüdür. Yıllar içinde kendini bir nevi ehlileştirir.
Ben keyifle okumadım, sinirlendim, psikolojim ve dünyam karardı diyebilirim. Ama sonuçta Polyanacılık oynamaya gerek yok bizim dünyamız böyle!