Delikanlı, Dostoyevski’nin en az okunan romanı ki, bu sitede de öyle olduğu gözüküyor. Ama neden?
Diğer incelemelere bakınca biraz anlaşılır gibi; Suç ve Ceza’da ki gibi trajik bir olay, Budala’da ki gibi aşk sarmalı bekleniyor gibi.
Eleştirmenler de, Delikanlı için ; “olaysız” ama “çok sözlü” en zayıf roman, psikolog yönünün ise ağır bastığı roman demişler. Ama benim için derin ve etkileyiciydi. Diyecek ki beni bilenler sen zaten Dostoyevskicisin :) Ama o yüzden değil. Evet olay yok ama o kadar derin ve psikolojik tahliller, karakter analizleri, fiziksel tarifler, ilişkilerde ki durumlar var ki, bir “trajik olay”In üzerine çıkmış.
Dostoyevski’nin romanları sırası ile okumadım ve en sona da Delikanlı’yı bırakmıştım. İyi ki öyle yapmışım diyorum şimdi. (ilk başlayanlar kronolojik sırası ile okumalı.)
Delikanlı öyle bir roman olmuş ki içinde İnsancıklar’ın aile ve arkadaşlıklar arasında ki duygusal ortam var, Budala’nın Prens Mışkin’i var, Kumarbaz’ın Aleksey’si var, Ecinniler’in Stavrogin’i var, Öteki’nin kişilik bölünmesi halleri, hatta en son kitabı Karamazov Kardeşler’in masum, temiz ruhlu Alyoşa’sı var.
En çok karakteri barındıran ama bir kaç kişi üzerine odaklı bir eser olmuş.
Yukarıda ki diğer eserleri okumadan, daha önce Delikanlı’yı okumak pek anlamlı olmayacaktır.
Dostoyevski’nin ele aldığı konular bu romanda da mevcut; ahlak, toplum, ülküler, din, aile ve arkadaşlık ilişkileri, yırtıcı ve uysal karakterleri.
Diğer romanlarından farklı olarak “yaşlılık” konusu gözüme çarptı. Yaşlı bir karakterin ızdırabı, hisleri vardı. İnanılmaz psikolojik tahliller di. Çok etkileyiciydi. Dostoyevski’nin 1881’de öldüğü ve Delikanlı’nın 1875’te yazıldığı düşünülürse “çok anlamlı” olarak yaşlı bir karakter yerleşmiş Delikanlı’nın içlerine.
Ve teknik olarak diğer