Bremgarten’deki şölen günlerinde Leo’yla yaptığımız kısa bir sohbeti anımsadım. Edebiyat kahramanlarının, yaratıcılarından daha canlı ve gerçek olduğundan söz etmiştik.
Tepesi açılmış narin bir adam yüzünde yoğun duygularla sahnenin ortasına doğru yürüdü. Seyircinin karşısında dururken yüzünde tebessüme benzer bir şey belirdi.
Salonda bir alkış koptu. Adam bir süre boyunca sessizce durup bize bakmaya devam etti sonra da - adam Çaykovski’ydi- sahnedeki küçük kürsüye dönüp batonunu alarak havaya kaldırdı. Bir an öyle kaldı. Sihirli değneğini kaldırmış, büyü için gerekli enerjiyi çağıran eski bir büyücüye bakar gibiydik. Salon sessizleşti. Hiç böyle bir sessizlik duymamıştım. Bütün salon nefesini tutmuş gibiydi. Gayet medeni ve modern bir histi. Hem seçkin hem de davetkâr, kibar bir toplu orgazm öncesindeydik sanki.