Aslında okurken hep düşündüm: Farkındalığı bu denli yüksek, neden sonuç kurma yeteneği yeterli, gözlem yapıp çıkarımda bulunabilen, hatta bu tür minik ama bilinci aktif kılmak için önemli unsurları etrafına kıyasla çok daha aktif ve verimli kullanan bir insan, nasıl olur da böyle depresif bir yaşama yönelir.
Galiba buna iki şekilde cevap verebiliriz: ilki "bilginin laneti", ikincisi ise o son bağlamı (belirli bir sondan bahsetmiyorum konsept olarak sondan bahsediyorum) kurmakta ki motivasyon eksikliği. İlk durum, yeterli entelektüel okuma yapmış her insanın başına geleceğinden tam bir cevap değil sadace bir aşama yani bahane değil.
Motivasyon konusu ise yaşamın başlangıcından gelen bir arayış, bir cevabım olsaydı da bunu okuyan bir kaç kişiye satabilseydim keşke. Ama benim de eleştirdiğim düşünceden tek farkım kendimi pozitif yönde ite kaka zorlamak. Yine de cevapsızlığı kabul edip sonu ayağına getirmektense yaşadığın müddetçe bir arayışta olmak daha mantıklı bir uğraş.
Yaşamın anlamsızlığı reddedenemez; ancak anlamsızlığa anlam katmak konusunda çabanız olmazsa, sonunuz kitap ile benzer olur. Kendini ne kadar aciz görse de aslında çevresinden daha üstün olan bir canın, sırf sonuca bağlanamamış problemleri yüzünden potansiyelini böyle heba etmesi... Bu, insanlığını yitiriken yaşanan bir hikaye değil; aksine insanlığın ötesinde bir bilincin, tekrar insan seviyesine inmeye çalışırken yaşadığı kahroluştur.