Ne yapmalı ya Nadir Bey, dostum, bu pek müthiş bir hâl, Yarabbi. Tepemizin ucunda bir neslin ahlâkî çöküntüsünü görüyoruz, sesimizi çıkaramıyoruz, elimizden bir şey gelmiyor, Allah Allah... Bu ne çıldırtıcı bir şey be Nadir Bey...
Ve nağmeler; durgun havada ıssız bir gölün kenarındaki taş parçalarına çarpıp dağılan minicik su damlaları gibi, tatlı bir şırıltı ile uzanıp gidiyor, odanın kalın sükûtunu buruşturuyordu.
Şikâyet edecek tek bir yanı yok, diye düşünüyorum ben de. Fakat işte bu şikâyet edecek tek yanının olmaması arada sırada sinirimi bozuyordu. O “şikâyet edecek tek bir yanı yok” ifadesi içerisinde, hayal gücünün dahil olmasına izin vermeyen bir şeyler, insanı tuhaf bir şekilde geren bir şeyler vardı. Bu da benim tepemi attırıyordu.
...uyku eğilimlerin katılaşmasını düzenler, tedavi eder, insan uyku sırasında belirli bir eyleme odaklayarak kullandığı kaslarını gevşetir, belirli noktalarda yoğunlaşan düşünce devrelerini sakinleştirir, fazla gelen elektriği de boşaltır. İnsan böylelikle kendini soğutur. Bu, insan dediğimiz sistemin kaderi olarak programlanmış bir eylemdir, hiç kimse bu çerçevenin dışına çıkamaz. Eğer çıkacak olursa, bizzat varoluş temelleri yitirilir.