Büyük mezarlıkta amaçsızca adımlıyordu.Amaçsızca mı? Belki hayatında hiç olmadığı kadar amaçlıca adımlıyordu.Ama hep adımlıyordu. Bu taşlar kimi yüz sene önce, kimi beş yüz sene önce, kimi dün, kimi bugün bu toprakların bağrına, bu insanların, bu günahların ve bu sevapların başlarına saplanmış bu taşlar,onu sağaltıyor ,onu diriltiyor, onu değiştiriyor,onu dönüştürüyor, onu sersemletiyor ama gene de değişmiyor,dönüşmüyor, sersemlemiyor ,dirilmiyor sağalmıyordu.Neden?
Böyle bir ödül beklemiyordum.Böyle bir ikramiye. Böyle bir gözyaşı dosyası açılacağını bilgisayarımın masa üstünde bir gün bana...Omzumda ve kalbimde bilmediğim varlıkların kanatlarının eşliğinde.Gönüldeşliğinde.Kalpdeşliğine.Yoldaşlığında.Yola koyuldum. Olan biten her ne ise, bana ne oluyor ise, hangi melek geçerken kalbime dokundu ise ,hangi duaya denk geldim ise, bilemem.Bildiğim beni bir "kara deliğin"çektiği idi. Dünyanın uzak bir yerinde bir oyuk açılmış oyuk beni binlerce kilometre uzaktan çekip içine almıştı. Çok günah işlemiştim.Böyle bir ödül beklemiyordum .
Hayatıma dönüp baktığımda iyi bir şeyden mahrum edildiğimi düşündüğüm her seferinde aslında daha iyi şeylere yönlendirilmiş olduğumu fark ettim.
Her ne olursa olsun, Allah'ın hükmünün sizin için en uygun ve en yararlı olduğu hususunda kalbinizi ikna etmelisiniz.
"De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız,kardeşleriniz, eşleriniz ,hısım ve akrabalarınız, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaretiniz, hoşlandığınız meskenler size Allah'tan, Rasulü'nden ve Allah yolunda cihat etmekten daha sevgili ise artık Allah hakkınızda (azap) emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah öyle fasıklar güruhunu hidayete erdirmez. "🥺🥺
Tevbe 24