İnsan bir misyona sahipse, o zaman kendinin dışında, ona, ama kendini bir köleye çevirmeksizin, ne yapacağını kabataslak gösterecek, zamanını planlayacak, ona sık sık başlangıç vesilesi yaratacak bir norma sahip olmak da ister. Eylemi bir kere başarısız kalırsa, o zaman o gelecek sefer daha iyi yapacağını umut eder ve bu gelecek sefer öyle fazla uzak olmayan bir zamanda yatar. Halbuki hiçbir misyonu olmayan kişi, kendisi için bir görev saptamak istediği ölçüde, çoğunlukla bambaşka bir şekilde uno tenore çalışmak zorundadır. Kendisi vermek istemediği takdirde, vereceği hiçbir fasıla yoktur. Ve o çuvallarsa, her şey de çuvallar ve bir daha da başlama aşamasına zor gelir, zira bir vesileden yoksundur. O vakit, şayet boş gezenin boş kalfası olmak istemiyorsa, ukalalığa özendirilmesi kolaydır. Belirli görevleri olan insanları ukala ilan etmek çok olağandır. Genelde böyle bir insan zerre kadar ukala olamaz. Gelgelelim, belirli görevleri olmayanı öyle olmaya kandırmak kolaydır, zira o bunu, içinde kolayca yolunu sapıtabileceği, o fazlasıyla geniş özgürlüğe bir parça karşı durmak için ister. Dolayısıyla ondaki ukalalığı seve seve mazur görmeye meyledebiliriz, zira bu iyiye alamettir ama öte yandan bunu bir ceza addetmek de gerekir çünkü o kendini olağan olandan azat etmek istemiştir.