Hayata etik gözle bakınca, onu güzelliğine göre görürüm. Hayat o zaman benim için güzelliğiyle zenginleşir, doğrusu senin için olduğu gibi fakirleşmez. Ben güzelliği keşfetmek için ülkenin dört bir yanını gezmeye ya da onu sokaklarda fellik fellik aramaya gerek duymam, değer biçmeye ve sınıflandırmaya gerek duymam. Sonra, şu da gayet ortadadır, benim senin kadar çok zamanım da yoktur; zira ben hayatımı güzelliğine göre görmeyi seve seve, ama ciddiyetle de yaptığım için, benim her zaman yeterince yapacak işim vardır. Arada bir boş bir saatim oldu mu, penceremin önünde durur ve insanları seyrederim ve her bir insanı ondaki güzelliğe göre görürüm. O ne kadar önemsiz, ne kadar zavallı olabilse de, ben onu ondaki güzelliğe göre görürüm; zira onu bu tikel birey olarak görürüm, çünkü o bir o kadar da evrensel insandır, ben onu bu somut hayat vazifesinin sahibi olarak görürüm; o aşağılık bir uşak parçası bile olsa, başka bir insanın yüzü suyu hürmetine var değildir; o teleolojisine kendi içinde sahiptir, o bu vazifeyi hayata geçirir o zafer kazanır, ben bunu görürüm; zira cesur olan kişi hayaletler görmek yerine muzaffer kahramanlar görür; korkak olansa kahramanlar görmez, sadece hayalet görür. Onun zafer kazanacağı kesindir, ben buna inanırım, onun mücadelesi bunun için güzeldir.