David Gilmore

Hiçbir suretle ödlek ya da çıtkırıldım diyemeyeceğim, ancak insan hayatının çabasız olması gerektiğini hiçbir suretle düşünmeyen, başkalarının vazgeçeceği mücadeleye girişecek kudret ve cesaret ve arzuya sahip insanlar tanıdım, ve onların sık sık şöyle dediğini duydum: Tanrı beni hayat gailelerinden korusun yeter, insanın sahip olduğu daha yüksek hayatı onlar kadar sıkboğaz eden başka hiçbir şey yoktur. Bu gibi beyanlar vesilesiyle kafama sıkça dank eden bir şey vardır ki bu, her halükârda insan yüreği kadar sahte başka hiçbir şey bulunmadığıdır, nitekim kendi hayatım da bunun böyle olduğunu teslim etmeme vesile olmuştur. İnsanlar en tehlikeli mücadeleyi göze alacak cesarete sahip olmak ister ama hayat gaileleriyle uğraşmak istemez ve yine de o mücadelede kazanılan zaferin bundakinden daha ziyade büyük olmasını ister. Bak bu yeterince basittir; insan daha kolay, ancak kalabalığın gözüne daha tehlikeli gelen bir mücadele seçer; kendini bunun hakikat olduğuna inandırır; muzaffer olur ve o zaman tabii kahraman da olur ve insan onuruna yakışmayan o adi mücadelede galip gelseydi olacağından tamamen başka türlü bir kahramandır. Evet, insanın hayat gailelerine ilaveten, kendi içinde mücadele edeceği böyle gizli bir düşmanı da varsa, o zaman bu didinmeden uzak olmayı temenni etmesinin hiç şaşılacak bir tarafı yoktur.
Sayfa 888 - Alfa Kitap
Kitap Alıntısı
Reklam
Yaşamak için çalışmanın zorunlu olmadığı bir dünya tasavvur edilip edilemeyeceği sorusu aslında nafile bir sorudur, çünkü belli bir gerçeklikle değil hayali bir gerçeklikle ilgilidir. Lakin aynı zamanda etik algıyı küçümseyici bir girişimdir. Şayet çalışmaya gerek olmaması varoluşun bir mükemmelliği olsaydı, o zaman bunu yapması gerekmeyenin hayatı en mükemmeli olurdu. O vakit insan çalışmak bir görevdir lafını yalnızca bunun elim bir gereklilik olduğu anlamında edebilirdi. O vakit görev evrensel olarak insanı değil, olağan olanı ifade etmiş olurdu ve görev burada mükemmel olanın ifadesi olmazdı. Dolayısıyla ben burada, insanın çalışmak zorunda olmasının varoluşun bir gayri mükemmelliği addedilmesi şeklinde gayet yerinde bir karşılık da verebilirdim. İnsan hayatı ne kadar aşağı kademedeyse, çalışma zorunluluğu kendini bir o kadar az belli eder; ne kadar yukarıdaysa, bir o kadar kendini gösterir. Yaşamak için çalışma görevi evrensel olarak insanı ifade eder ama bir başka anlamda evrensel olanı da ifade eder, çünkü özgürlüğü ifade eder. İnsan tam da çalışmak sayesinde kendini özgürlüğe kavuşturur, çalışmak sayesinde doğanın efendisi olur, çalışmak sayesinde doğanın üstünde olduğunu gösterir.
Sayfa 886 - Alfa Kitap
Kitap Alıntısı
Hayata etik gözle bakınca, onu güzelliğine göre görürüm. Hayat o zaman benim için güzelliğiyle zenginleşir, doğrusu senin için olduğu gibi fakirleşmez. Ben güzelliği keşfetmek için ülkenin dört bir yanını gezmeye ya da onu sokaklarda fellik fellik aramaya gerek duymam, değer biçmeye ve sınıflandırmaya gerek duymam. Sonra, şu da gayet ortadadır, benim senin kadar çok zamanım da yoktur; zira ben hayatımı güzelliğine göre görmeyi seve seve, ama ciddiyetle de yaptığım için, benim her zaman yeterince yapacak işim vardır. Arada bir boş bir saatim oldu mu, penceremin önünde durur ve insanları seyrederim ve her bir insanı ondaki güzelliğe göre görürüm. O ne kadar önemsiz, ne kadar zavallı olabilse de, ben onu ondaki güzelliğe göre görürüm; zira onu bu tikel birey olarak görürüm, çünkü o bir o kadar da evrensel insandır, ben onu bu somut hayat vazifesinin sahibi olarak görürüm; o aşağılık bir uşak parçası bile olsa, başka bir insanın yüzü suyu hürmetine var değildir; o teleolojisine kendi içinde sahiptir, o bu vazifeyi hayata geçirir o zafer kazanır, ben bunu görürüm; zira cesur olan kişi hayaletler görmek yerine muzaffer kahramanlar görür; korkak olansa kahramanlar görmez, sadece hayalet görür. Onun zafer kazanacağı kesindir, ben buna inanırım, onun mücadelesi bunun için güzeldir.
Sayfa 878 - Alfa Kitap
Kitap Alıntısı
Bir insan kendisini estetik olarak itibara aldığında şöyle bir ayrım yapabilir. Der ki: Resme karşı kabiliyetim var, ben bunu tesadüf addediyorum; nükteciliğim ve sivri zekâm var, bunu tözel addediyorum. Buna şöyle cevaplardım: Bu ayrım bir yanılsama olur; zira sen bu nükteciliği ve sivri zekâyı etiksel tarzda üstleniyorsun, bir vazife olarak, sorumlu olduğun bir şey olarak, o zaman o sana tözel olarak ait olmaz, ve temel nedeni de sen sadece estetik olarak yaşadığın sürece hayatının tözden tamamen yoksun olmasıdır. Etik olarak yaşayan kimse tesadüfilikle tözellik arasındaki ayrımı bir ölçüde ortadan kaldırır; zira kendisini tümüyle eşit ölçüde tözel olarak üstlenir ama ayrım geri döner; zira kişi öyle yaptıktan sonra ayrım yapar, ama öyle bir şekilde yapar ki tesadüfi olarak dışladığı şeye karşı, onu dışlamış olduğunu dikkate alarak, tözel bir sorumluluk üstlenir.
Sayfa 860 - Alfa Kitap
Kitap Alıntısı
Estetik birey kendini somutluğu içinde itibara alır ve bu şekilde inter et inter'i' ayırt eder. Bir şeyi kendine tesadüfi olarak, diğer bir şeyi tözel olarak ait görür. Ancak bu ayrım son derece görecelidir; zira bir insan sadece estetik olarak yaşadığı sürece her şey ona esasen eşit ölçüde tesadüfi olarak aittir, dolayısıyla estetik birey bu ayrımda diretirse bu sadece enerji kaybıdır. Estetik birey bunu umutsuzluk içinde öğrenmiştir, dolayısıyla bir diğer ayrıma sahiptir; zira o da tözel olanla, tesadüfi olan arasında ayrım yapmaktadır. Özgürlüğüyle saptanmış her şey ona tözel olarak aittir, ne kadar tesadüfi gelebilse dahi; böyle olmayan her şey onun için tesadüfidir, ne kadar tözel gelebilse dahi. Gelgelelim, bu ayrım etik birey için onun keyfiliğinin meyvesi değildir, bu yüzden de o, kendini ne istiyorsa o yapabilecek sınırsız güce sahipmiş gibi görünebilir. Doğrusu, kendi kendinin editörü olduğu ifadesini kullanmayı etik bireyin gözü pekâlâ kesebilir de, o arada şunun da bilincindedir; o, resmi sorumluluk sahibi editördür, neyi seçtiğinin kendi üzerinde yaratacağı belirleyici etki bakımından, kendisi için kişisel olarak resmi sorumluluk sahibidir, içinde yaşadığı olaylar dizisine karşı resmi sorumluluk sahibidir, Tanrı'ya karşı resmi sorumluluk sahibidir. Bu şekilde bakıldığında, sanırım ki ayrım doğrudur; zira etik olarak üstlendiğim şey esasen yine bana aittir. Ben onu üstlenmeyi reddettiğim takdirde, onu reddetmiş olmam esasen bana aittir.
Sayfa 859 - Alfa Kitap
Kitap Alıntısı
Reklam