David Gilmore

Ne gariptir ki "görev" kelimesi insana dışsal bir ilişkiyi düşündürtebilir, lakin bu kelimenin kökeni içsel bir durumu sezdirir, çünkü üzerime düşen şey ama tesadüfi birey olarak değil, hakiki benliğim vechile üzerime düşen şey, benimle yine de azami bir içsel ilişki içindedir. Şöyle ki, görev bir üstlük değildir, üzerime düşen şeydir. Göreve bu açıdan bakıldığın da bu o kişinin kendi içine odakı olduğunun bir belirtisidir. O vakit kişi açısından, görev parçalanıp belirli koşulların çe şitliliği içine dağılmak istemez; zira bu daima kişinin onunla sadece dışsal ilişkide olduğuna işaret eder. Kişi görevini kuşanmıştır, o şimdi kişi için, en derin varlığının ifadesi olmuştur. Kişi bu şekilde kendisine yönlendiğinde, etik olanın içine gömülür ve görevleri yerine getirmek için kendine zulmetmez. Sahiden etik bireyin içinde bu nedenle bir huzur ve güvenlik vardır, çünkü göreve kendi dışında değil kendi içinde sahiptir. Bir insan hayatını ne kadar derin bir etik üzerine kurmuşsa, her an görevden söz etmeyi, her an onu yerine getirip getirmediğinden korku duymayı, görevinin ne olduğu hakkında başkalarına her an akıl sormayı bir o kadar az canı çeker. Etik olana hakkıyla bakılınca kişi içinde sonsuz bir güven hisseder, hakkıyla bakmayınca bu kişiyi tümden güvensiz kılar ve ben bir insanın, görevine kendi dışında sahip olup da, onu yine de durmaksızın gerçekleştirmek istediğindekinden daha bedbaht ya da daha işkenceli bir yaşam tasavvur edemem.
Sayfa 853 - Alfa Kitap
Kitap Alıntısı
Reklam
Hayattan tat almak isteyen estetik bir hayat görüşünün aksine, hayatın anlamının görevlerini yerine getirmek için yaşamak olduğunu varsayan bir diğer hayat görüşünden de sık sık bahsedildiğini duyarız. Burada etik bir hayat tarif edilmek istenir. Ancak çok natamam, gayri mükemmel bir tespittir ve insanın, sanki etik olanı gözden düşürmek için uydurulmuş olduğuna inanası gelir, şu kadarı kesindir ki günümüzde insanı gülümseme raddesine getirecek şekilde kullanıldığı sık görülür, mesela Scribe bunu bir varsayım olarak bir tür kaba komedi ciddiyetiyle, hazzın keyif ve neşesine küçümseyici bir tezat oluşturacak şekilde anlattığında olduğu gibi. Kusur, bireyin görevle dışsal bir ilişki içinde konumlandırılmasıdır. Etik olan görev olarak ve görev de belirli kuralların çeşitliliği olarak tanımlanır, ancak birey ve görev birbirinin dışındadır. Nitekim görev hayatı tabiatıyla son derece nahoş ve bunaltıcıdır ve şayet etik olan, kişilikle çok daha derin bir ilişki içinde olmasaydı, onu estetik olan karşısında savunmak her zaman son derece güç olurdu. Bundan daha ileriye geçemeyen birçok insan bulunduğunu inkâr etmeyeceğim; lakin bunun nedeni görevde değil, insanların kendinde yatar.
Sayfa 852 - Alfa Kitap
Kitap Alıntısı
Şimdi, bir insanın etiğe temas etmeden yaşayabildiği düşünülebilseydi, o zaman bu kişi şöyle diyebilirdi: Bende bir Don Giovanni, bir Faust, bir eşkiya olabilecek kabiliyet var, ben şimdi bu kabiliyeti eğitiyorum, zira estetik ciddiyet benim özgül bir şey olmamı, onun bütünlüğüne kadar gelişmesine fırsat vermemi öngörüyor, ki bunun tohumu içimde ekili duruyor. Kişiliğinin ve onun gelişimine dair bu tür bir yorum estetik bakımdan aslında tamamen doğru olurdu. Zira buradan hareketle, estetik gelişimin ne anlama geldiğini görmüş olursun, bitkininki gibi bir gelişimdir, ve kişi oluşsa da, dolayımsız olarak ne ise öyle olur. Kişiliği etik olarak gözlemleyen kimse böylece derhal bir mutlak farka, yani iyi ve kötünün arasında olana sahip olur ve kendi içinde iyiden ziyade kötünün daha fazlasını bulursa, bu yine de ileri gidecek olanın kötü olan olduğu anlamına gelmez, gerileyecek olanın kötü olan olduğu ve iyinin ilerleyeceği anlamına gelir. O halde, kişi etik olarak geliştiğinde, ne olacaksa onu olur; zira kendindeki estetik olanın (ki bu onun için, salt estetik olarak yaşayan kimse için olduğundan daha başka bir anlam taşır) geçerliliğini korumasına ses çıkarmasa dahi, o yine de tahtından edilmiştir. Estetik ciddiyet bile, tüm ciddiyetler gibi, insana yararlıdır ama onu hiçbir zaman tamamen iflah edemez.
Sayfa 819 - Alfa Kitap
Kitap Alıntısı
Şimdi bu değerlendirmeleri burada bırakıp etik bir hayat görüşünün kişiliğe ve hayata ve bunun önemine nasıl baktığını göstermek istiyorum. Her ihtimale karşı da estetik olanla etik olan arasındaki ilişki üzerine yukarıda ortaya konmuş olan birkaç görüşe geri dönmek isterim. Her estetik hayat görüşünün umutsuzluk olduğu söylenmişti; nedeni de onun hem olabilen hem olamayan üzerine kurulmuş olmasında yatıyordu. Etiksel hayat görüşünde böyle bir durum yoktur, zira o, hayatı esasen vaki olmaya bağlı olanın üzerine inşa eder. Denmişti ki estetik olan, bir insanın, sayesinde doğrudan doğruya neyse o olduğu şeydir; etik olan ise bir insanın, dolayımsız olarak ne olacaksa o olacağı şeydir. Bunun estetik tarzda yaşayanın kendini geliştirmediği anlamına gelmediğini belirtmeden de geçmemek gerekir ama o kendini zorunlulukla geliştirir, özgürlükle değil, onda hiçbir metamorfoz oluşmaz, içinde onu ne olacaksa o olacağı noktaya getiren bir sonsuz hareket vuku bulmaz.
Sayfa 818 - Alfa Kitap
Kitap Alıntısı
Yani özgürlük tutkusu bir kere uyandı mı, kendini kıskanır ve birine ait olanın veya olmayanın birbiri arasında bu minval üzere belirsiz kalmasına hiçbir suretle müsaade etmez. Dolayısıyla seçimin ilk ânında kişilik görünüşe göre ana rahmindeki bebek gibi çırılçıplak meydana çıkar, bir sonraki an kendinde somutlaşmıştır ve insanın bu noktada kalabilmesi yalnızca keyfi bir soyutlama sayesinde mümkün olabilir. Kendisi olarak kalır, önceden olduğunun tıpatıp aynısı, kendine has en önemsiz özelliğine kadar ve yine de bir başkası olur, zira seçim her şeye nüfuz eder ve değişime uğratır. Bu suretle sonlu kişiliği, kendini sonsuzca seçtiği seçimde sonsuzlaşmış olur.
Sayfa 816 - Alfa Kitap
Kitap Alıntısı
Reklam