Şimdi, bir insanın etiğe temas etmeden yaşayabildiği düşünülebilseydi, o zaman bu kişi şöyle diyebilirdi: Bende bir Don Giovanni, bir Faust, bir eşkiya olabilecek kabiliyet var, ben şimdi bu kabiliyeti eğitiyorum, zira estetik ciddiyet benim özgül bir şey olmamı, onun bütünlüğüne kadar gelişmesine fırsat vermemi öngörüyor, ki bunun tohumu içimde ekili duruyor. Kişiliğinin ve onun gelişimine dair bu tür bir yorum estetik bakımdan aslında tamamen doğru olurdu. Zira buradan hareketle, estetik gelişimin ne anlama geldiğini görmüş olursun, bitkininki gibi bir gelişimdir, ve kişi oluşsa da, dolayımsız olarak ne ise öyle olur.
Kişiliği etik olarak gözlemleyen kimse böylece derhal bir mutlak farka, yani iyi ve kötünün arasında olana sahip olur ve kendi içinde iyiden ziyade kötünün daha fazlasını bulursa, bu yine de ileri gidecek olanın kötü olan olduğu anlamına gelmez, gerileyecek olanın kötü olan olduğu ve iyinin ilerleyeceği anlamına gelir. O halde, kişi etik olarak geliştiğinde, ne olacaksa onu olur; zira kendindeki estetik olanın (ki bu onun için, salt estetik olarak yaşayan kimse için olduğundan daha başka bir anlam taşır) geçerliliğini korumasına ses çıkarmasa dahi, o yine de tahtından edilmiştir. Estetik ciddiyet bile, tüm ciddiyetler gibi, insana yararlıdır ama onu hiçbir zaman tamamen iflah edemez.