David Gilmore

Şimdi bu değerlendirmeleri burada bırakıp etik bir hayat görüşünün kişiliğe ve hayata ve bunun önemine nasıl baktığını göstermek istiyorum. Her ihtimale karşı da estetik olanla etik olan arasındaki ilişki üzerine yukarıda ortaya konmuş olan birkaç görüşe geri dönmek isterim. Her estetik hayat görüşünün umutsuzluk olduğu söylenmişti; nedeni de onun hem olabilen hem olamayan üzerine kurulmuş olmasında yatıyordu. Etiksel hayat görüşünde böyle bir durum yoktur, zira o, hayatı esasen vaki olmaya bağlı olanın üzerine inşa eder. Denmişti ki estetik olan, bir insanın, sayesinde doğrudan doğruya neyse o olduğu şeydir; etik olan ise bir insanın, dolayımsız olarak ne olacaksa o olacağı şeydir. Bunun estetik tarzda yaşayanın kendini geliştirmediği anlamına gelmediğini belirtmeden de geçmemek gerekir ama o kendini zorunlulukla geliştirir, özgürlükle değil, onda hiçbir metamorfoz oluşmaz, içinde onu ne olacaksa o olacağı noktaya getiren bir sonsuz hareket vuku bulmaz.
Sayfa 818 - Alfa Kitap
Kitap Alıntısı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Yani özgürlük tutkusu bir kere uyandı mı, kendini kıskanır ve birine ait olanın veya olmayanın birbiri arasında bu minval üzere belirsiz kalmasına hiçbir suretle müsaade etmez. Dolayısıyla seçimin ilk ânında kişilik görünüşe göre ana rahmindeki bebek gibi çırılçıplak meydana çıkar, bir sonraki an kendinde somutlaşmıştır ve insanın bu noktada kalabilmesi yalnızca keyfi bir soyutlama sayesinde mümkün olabilir. Kendisi olarak kalır, önceden olduğunun tıpatıp aynısı, kendine has en önemsiz özelliğine kadar ve yine de bir başkası olur, zira seçim her şeye nüfuz eder ve değişime uğratır. Bu suretle sonlu kişiliği, kendini sonsuzca seçtiği seçimde sonsuzlaşmış olur.
Sayfa 816 - Alfa Kitap
Kitap Alıntısı
Velhasıl şüphe ve umutsuzluk ziyadesiyle farklı alanlara aittir; devinime geçirilen ruhun farklı cepheleridir. Ama bu beni hiçbir suretle tatmin etmiş değil, zira o zaman şüphe ve umutsuzluk birbirinin koordinatı olurdu ki durum bu değil. Umutsuzluk katbekat daha derin ve daha dört dörtlük bir dışavurum, devinimi şüpheninkine kıyasla katbekat daha kapsamlı. Umutsuzluk tüm kişiliğin ifadesi oluyor, şüphe ise sadece düşüncenin. Şüphenin sahip olduğu farazi nesnellik, ki bu nedenle o kadar asil, ondaki eksikliğin dışavurumu. Dolayısıyla şüphe insanlardaki farklılığa dayanıyor, umutsuzluk ise mutlak olana. Şüphe etmek için kabiliyet gerekiyor ama umutsuz olmak için hiçbir zaman kabiliyet gerekmiyor; ancak kabiliyet haddi zatında bir farklılık ve kendini geçerli kılmak için farklılık öngören şey asla mutlak olamaz; zira mutlak, yalnızca mutlak için mutlak olduğu gibi olabilir. En seviyesiz, en beceriksiz insan umutsuz olabilir, kukumav kuşundan başka bir şey olmayan bir genç kız umutsuz olabilir, öte yandan, kim olsa, böylelerine şüpheci demenin aptallık olduğunu kolayca hisseder. Bir insanın içindeki şüpheyi yatıştırabilmesinin ve yine de umutsuzluk içinde olabilmesinin ve bunun bu minval üzere gidebilmesi-nin temelinde, o insanın umutsuzluğa daha derin bir anlamda istek duymaması yatar. Bütünüyle bakıldığında bir insan istek duymuyorsa hiçbir suretle umutsuz olamaz, ne var ki sahiden umutsuz olmak için buna hakikatte istek duymak gerekir ama bir insan buna hakikatte istek duyduğunda, umutsuzluğu hakikatte aşmıştır; insan umutsuzluğa hakikatte istek duyduğu vakit hakikatte seçtiği şey umutsuzluğun seçtiği şeydir: kendi ebedi geçerliliği içinde kendisi. Ki-şilik ilkin umutsuzlukta yatışır, zorunlulukla değil, zira ben hiçbir zaman zorunlulukla umutsuz olmam, özgürlükle
Sayfa 805 - Alfa Kitap
Kitap Alıntısı
Umutsuzluk kişiliğin şüphesidir, seçim yapma belirlenimine böyle sıkı sıkı sarılmam bunun için, bu benim düsturum, hayat görüşümün siniri, ve bende de bundan var, bir sisteme sahip olayım diye tutturmasam da. Şüphe düşüncenin kendindeki içsel harekettir, ben şüphemin içinde kendimi mümkün olduğu kadar gayrişahsi tutarım. Lakin ben şöyle farz ediyorum; düşünce, şüphe icraat halindeyken, mutlak olanı keşfeder ve orada huzur bulur, düşünce o zaman orada bir seçim gereğince değil, şüphe etmiş olduğundaki aynı gereksinim gereğince huzur bulur; zira şüphenin kendisi bir gereklilik belirlenimidir, huzur da aynı şekilde. Şüphedeki ihtişam budur, kendi ağızlarından çıkanı zar zor anlayan insanların sık sık övgüsüne ve çılgın tezahüratına mazhar olmuş olması bu yüzdendir. Ama bir gereklilik belirlenimi olması, tüm kişiliğin harekete dahil olmadığını gösterir. Dolayısıyla biri çıkıp da şöyle dese bunda büyük bir gerçek payı bulunur: İnanmak istiyorum ama yapamıyorum, şüphe etmek zorundayım. Dolayısıyla bir şüphecinin esasen, görevin geçerliliğinden ve davranışındaki ilkeden hiçbir suretle şüphe etmeyen, bir takım duygudaş duygu ve ruh hallerinden hiçbir suretle şüphe etmeyen, son derece vicdanlı bir insan olabildiği fikriyle her tür iletişimin dışında yaşayan, olumlu bir töze sahip olabildiğini sık sık görürüz. Diğer taraftan, özellikle günümüzde, yüreği umutsuzluk içinde olan ve yine de şüpheyi yenmiş insanlar görürüz. Bu bazı Alman filozofları gözlemlerken özellikle gözüme çarptı. Zihinleri rahat, nesnel mantıksal düşünce kendi muadili olan nesnellikte istirahate çekilmiş ve her ne kadar kendilerini nesnel düşünceyle oyalar olsalar da, umutsuzluk içindeler, zira bir insan kendisini birçok şekilde oyalayabilir ama bunun için soyut düşünce kadar uyuşturan bir deva zor bulunur,
Sayfa 804 - Alfa Kitap
Kitap Alıntısı
Arzun için yaşa. Arzu başlı başına bir çeşitliliktir ve dolayısıyla insan bu hayatın sınırsız bir çeşitlilik içinde dağıldığını rahatça görür, tabii tikel bireyin içindeki arzu çocukluktan itibaren bir tek tutkuya takılıp kalmadığı takdirde, ki o zaman insanın buna bir yatkınlık, bir zaaf diyeceği gelir, örneğin, balık tutma ya da ava çıkma ya da at beslemek vs gibi. Velev ki bu hayat görüşü bir çeşitlilik içinde dağılırsa, bunun refleksiyon alanı içinde bulunduğu rahatça görülür; lakin bu refleksiyon daima sınırlı bir refleksiyondan ibarettir ve birey kendi dolayımsızlığı içinde aynen kalır. Bizatihi arzunun içinde, birey dolayımsızdır ve bu arzu her ne kadar rafine ya da sofistike dahi olsa, ne kadar sinsi dahi olsa, birey yine de oradayken dolayımsızdır; zevkin içindeykense, birey andadır ve birey bu açıdan ne kadar çoklu ve çeşitli olsa da, mütemadiyen dolayımsızdır, çünkü andadır.
Sayfa 771 - Alfa Kitap
Kitap Alıntısı