Umutsuzluk kişiliğin şüphesidir, seçim yapma belirlenimine böyle sıkı sıkı sarılmam bunun için, bu benim düsturum, hayat görüşümün siniri, ve bende de bundan var, bir sisteme sahip olayım diye tutturmasam da. Şüphe düşüncenin kendindeki içsel harekettir, ben şüphemin içinde kendimi mümkün olduğu kadar gayrişahsi tutarım. Lakin ben şöyle farz ediyorum; düşünce, şüphe icraat halindeyken, mutlak olanı keşfeder ve orada huzur bulur, düşünce o zaman orada bir seçim gereğince değil, şüphe etmiş olduğundaki aynı gereksinim gereğince huzur bulur; zira şüphenin kendisi bir gereklilik belirlenimidir, huzur da aynı şekilde.
Şüphedeki ihtişam budur, kendi ağızlarından çıkanı zar zor anlayan insanların sık sık övgüsüne ve çılgın tezahüratına mazhar olmuş olması bu yüzdendir. Ama bir gereklilik belirlenimi olması, tüm kişiliğin harekete dahil olmadığını gösterir. Dolayısıyla biri çıkıp da şöyle dese bunda büyük bir gerçek payı bulunur: İnanmak istiyorum ama yapamıyorum, şüphe etmek zorundayım. Dolayısıyla bir şüphecinin esasen, görevin geçerliliğinden ve davranışındaki ilkeden hiçbir suretle şüphe etmeyen, bir takım duygudaş duygu ve ruh hallerinden hiçbir suretle şüphe etmeyen, son derece vicdanlı bir insan olabildiği fikriyle her tür iletişimin dışında yaşayan, olumlu bir töze sahip olabildiğini sık sık görürüz. Diğer taraftan, özellikle günümüzde, yüreği umutsuzluk içinde olan ve yine de şüpheyi yenmiş insanlar görürüz. Bu bazı Alman filozofları gözlemlerken özellikle gözüme çarptı. Zihinleri rahat, nesnel mantıksal düşünce kendi muadili olan nesnellikte istirahate çekilmiş ve her ne kadar kendilerini nesnel düşünceyle oyalar olsalar da, umutsuzluk içindeler, zira bir insan kendisini birçok şekilde oyalayabilir ama bunun için soyut düşünce kadar uyuşturan bir deva zor bulunur,