Sen, ilk öpücük en güzelidir, en tatlısıdır deyince, sevdiğini aşağılamış oluyorsun; zira o durumda öpücüğe mutlak değerini veren şey zaman ve zamanın niteliği oluyor.
Buna karşın, evlilik aşkının bizatihi a priori olduğu gibi sürekliliği de vardır ve süreklilikteki güç devinim yasasıyla aynıdır, yani niyettir. Niyete başka bir şey yerleşiktir, ama bu başka şey, üstesinden gelinmiş olan olarak da yerleştirilmiştir, niyete bu başka şey içsel olarak yerleştirilmiştir, zira dışsal olan bile onun içsel olandaki refleksiyonunda görünür. Tarihsel olan, bu başka şeyin ortaya çıkmasına, geçerlilik kazanmasına, ancak tam da bu geçerlilik içinde, geçerlilik kazanmaması gereken olarak gözükmesinde yatar, öyle ki aşk, sınanmış ve arınmış olarak, bu devinimde dışarıya çıkar ve deneyimlenmiş olanı kendine özümser. Bu bir başka olanın ortaya çıkış şekli deneyci yaklaşımlı olmayan kişinin elinde değildir; lakin aşk a prioriliği içinde hepsine birden ezbere galip gelmiştir.
Evlilik aşkı asimilasyon süreci ile kendisini tarihsel olarak gösterir; deneyimlenmekte olanda şansını dener ve deneyimlenmiş olanı gerisin geri kendine sevk eder; velhasıl, olan bitene karşı ilgisiz bir tanık değildir, aksine, temelde hayli katılımcıdır, kısacası, kendi gelişimini deneyimler. Romantik aşk da deneyimlenmiş olanı kendine havale eder, söz gelimi, şövalyenin savaşta ele geçirdiği sancakları vs sevdiğine yollaması gibi; ama romantik aşk bütün bu tür ganimetleri düşünmeye yeterince zaman harcayabilse bile, aşkın bir tarihi olması gerektiği kafasına hiç dank etmezdi. Sıradan gözlem karşıt en uç noktalara uzanır, aşkın kendine bir tarih edindiğini pekâlâ kavrayabilir, ancak bu genel itibarıyla kısa bir tarihtir ve bu tarih öylesine alelade ve yavandır ki, aşk çok geçmeden sırra kadem basar. Deneysel aşk da muhtemelen bir tür tarih edinir ve yine de gerçek a priori olmadığı gibi, sürekliliği de yoktur, yalnızca hem kendi kendinin dünyası, hem de orada kendi kaderi olan deneyci bireyin keyfiliğine bağlıdır. Deneysel aşk o yüzden aşkın durumunu sorup soruşturmaya pek yatkındır ve bu sayede çifte bir keyif duyar, bir yandan, sonuç evdeki hesaba uyunca, diğer yandan da, bundan ortaya bambaşka bir şey çıktığı belli olunca; ve böyle olunca, o da zevk alır, zira bitmez tűkenmez bileşimlerine bir vazife bulur.
Evlilik aşkı velhasıl çok daha fazlasını içeriyor, ki ondaki o kendinden feragat etme yeterliğinde sen de bunu rahatça görebilirsin. İlk aşkın kendini gerçekleştiremediğini farz et; o zaman, eğer bu hakikaten bir aşk evliliğiyse, ondan feragat edebilmek ve yine de ondaki hoşluğu, bir başka anlamda da olsa, sahiplenmek tarafların elinden gelebilirdi. İlk aşk bunu asla yapamaz. Ama bunu hiçbir suretle, ilk aşkı küçümsemek istermiş gibi, onu bu feragat etmeye itenin bir şüphe olduğu hükmü izleyemez. Öyle olsaydı, o zaman feragat etme diye bir şey olmazdı ve yine de hiç kimse, ondaki hoşluğu, ondan feragat eden ama yine de ona gücü yetenden daha iyi bilemez; buna karşılık, bu güç ilk aşka tutunmak, onu hayatta tutmak söz konusu olduğunda bir o kadar muazzamdır. İlk aşka tutunan, feragat etme yeteneğine sahip olmuş olan güçtür ve gerçek tutunuş, feragat ettirebilmiş olan güçtür, şimdi tutunarak kendini belli etmektedir ve tutunmadaki gerçek özgürlük, gerçek güvenli süzülüş ancak burada yatar.
O halde aramızda şu kadarı kesinleşmiş oluyor: Moment olarak bakıldığında, evlilik aşkı yalnızca ilki kadar güzel değildir, ondan daha da güzeldir, çünkü dolayımsızlığında çeşitli karşıtlıkların bir birliğini içerir. Ama evlilik fazlasıyla saygın ancak bunaltıcı ahlakçı bir rol, erotik aşkın şairi değildir; hayır, evlilik şiirselliğin ta kendisidir. Ve yeryüzü bir ilk aşkın hayata geçirilemediğini çoğu kez acıyla seyretmiş olduğuna göre, onunla birlikte ben de acı hissedeceğim ama hatanın bilahare olanlarda değil, doğru bir başlangıç yapılmamış olmasında yattığını da anımsatacağım. Şöyle ki, ilk aşk diğer estetik idealden, tarihselden, yoksundur. Kendinde devinim yasası yoktur. Kişisel hayattaki inancı aynı ölçüde dolayımsız addetmiş olsaydım, o zaman ilk aşk, vaat gücüyle dağları yerinden oynatabileceğine ikna olmuş ve şimdi de mucizeler yaratmak için ortalıkta dolanmaya kalkmış bir inanca denk düşerdi. Belki muvaffak da olurdu ama bu inancın hiçbir tarihi olmazdı; zira tüm mucizelerinin iletilmesi inancın tarihi demek olmaz ama inancın kişisel hayata mal edilmesi inancın tarihi olur. Evlilik aşkı bu devinime sahiptir; zira niyette, bu devinim içeriye yöneliktir.