Kitap, Samiha Ayverdi'nin çocukluğundan itibaren gözlemlediği, akrabası olan İbrahim Efendi'nin ve onun konak hayatının detaylarla, gözlemlerle, ibretlerle dolu, Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminden Cumhuriyet'in ilk yıllarını kapsayan bir anlatımından oluşuyor.
Karakterler ve olaylar gerçek. Kitapta zaman zaman kişilerin ve mekanların da fotoğraflarına yer verilmiş. Dil de muazzam, tertemiz bir Türkçe olduğu için o mekanlara, yaşananlara karışıyor, kah kendinizi Şehzadebaşı'ndaki kutlamalarda, kah Süleymani'yedeki yokuşu tırmanırken, kah bir yaz gecesi yazlık köşkün bahçesinde çiçekleri koklarken buluyorsunuz.
Kitaptaki karakterlerin her birinden ayrı bir film, dizi çıkar. Öyle güzel, öyle etkileyici ve aynı zamanda bir o kadar da üzücü.
Kitap bitse de benim için sanki hiç bitmemiş, her zaman devam ediyormuş gibi hissettiğim kitaplar arasına girdi İbrahim Efendi Konağı.
"Ne yapsın ki en geniş manalar sükutun içinde, en derin hikmetler ademin koynunda gizlenmiş değil midir? Aşkın bir ifadesi, belki en sahih en veciz ifadesi, dilin susup gönlün konuştuğu demler olduğunu o hiç bilmez mi?"